3 Aralık 2010 Cuma

TAŞINDIM!

Bayağıdır blog a yazı yazamadım.Evet ama sorun bir niye?-Niye dediğinizi farz ederek devam ediyorum.-
Öncelikle sınav dönemimin bunda büyük etkisi oldu  sınavlardan başımı kaldırıp zaman ayırmadım ve daha yeni kurtuldum.Bunun dışında da blog adresimi adıma bir siteye taşıdım.Sitenin yapımı ve yazıları aktarmak biraz zaman aldı.Bu konuda bana yardımcı olan hatta abartmayayım kendisinin yaptığı benim ona yardımcı olmaya çalıştığım arkadaşıma da huzurunuzda da teşekkür ediyorum.Adını vermeyi tercih etmiyorum ama iyi bir insan:)
Şimdi gelelim yeni siteme;











Aynı şekilde buradan da benim yazılarımı takip edebilirsiniz.

Not: Yeni evime eli boşta gelebilirsiniz hiç önemli değil çay olur,kahve olur,biraz gülücük,biraz mutluluk,biraz duygu paylaşımı olur yaparız işte bir şeyler :) Hepinizi bekliyorum..Sevgiler,saygılar..;)

4 Kasım 2010 Perşembe

Hobim Var Derdim Yok

Hangimiz kafam aşırı rahat,hiç bir sıkıntım,fazla kilolarım,dar omuzlarım,kısa boyum, alttan derslerim, ekonomik problemlerim, arkadaşlarımla alıp veremediklerim yok! diyebilir? Ben diyemem arkadaşım.İnsan bir çok şeyi çokta güzel kafasına takar, takmakla kalmayıp kendine göre yorumlar daha ilerisi için çılgınca şeyler kurar.İşte bu noktada sabretmek ve bunları kafadan uzaklaştırmak için yapılacak şeyler arar.Kimisi sokaklara atar kendini,kimisi alış veriş yapar, kimisi alkole vurur,kimisi dağlara taşlara koşar,kimisi ergenusluğa bağlar odasından çıkmaz, ya da belki de hiç bir şey yapmaz.Bende arada bir bunları tercih ederim tabi ama bu aralar yaptığım şey bunların çok dışında.Gördüğünüz üzere benim bahsettiğim şey.Puzzle!

Evet deli gibi puzzle yapıyorum uzun süreler başında oturup tek derdimin o parçayı bulmak olduğuna kendimi kaptırıyorum.Şurayı yapayım bitsin yok buraya şunu koyayım tamam diye diye saatleri geçiriyorum.Bu sırada alttan dersmiş,yok canımı sıkan  şeyler varmış,biraz kilo aldım ben,ne yapsam olmuyor gibi şeyler düşünmüyorum.Çünkü ciddi anlamda zor bir hobi.O küçük parçaların hepsi aynı deniyosun olmuyor bazen aynı parçayı aynı yere bir çok kez koymaya çalışıyorsun.Bu esnada düşünecek fazla bir sorun kalmıyor en fazla yarın ne giyerim diye düşünüyorum bazen de yaparken acıkıyorum bir şeyler olsa da yesek falan o kadar.Öyle de iyi oluyor ki anlatamam uykun gelene kadar uğraş sonra misler gibi kafanı yastığa koy.Ağrısız tasasız sıkıntısız uyu.

Fazla uzatmadan diyeceğim;Bu bir tavsiye yazısıdır.Eğer evinizde uzun süreler kullanmadan durabilecek bir masanız yada her hangi bir köşeniz var ise ve ayrıca başında oturabilecek kadar sabra sahipseniz,siz de puzzle yapın!Ayrıca eve gelen arkadaşlarınızdan 'Vaov nasıl yaptın' övgülerini aldığınızda içinizde ister istemez minik şirin bir kendinle gurur duyma hissiyatı beliriyor ve arkadaşlardan bazılarının bir an heveslenip başına koyulduklarında bir parça dahi yerleştiremedikleri zaman yani yaptığınız işin ne kadar emek gerektirdiğini anladıkları an  bu minik şirin gurur tavan yapıyor ve daha da bir hoş oluyor.Kısacası dostlar siz de yapın güzel oluyor!Herkese tavsiyeler sonra da sevgiler.

25 Ekim 2010 Pazartesi

Birazda Futboldan Bahsedeyim.

Derbi 
        Futbolu sevdiğimi koyu Galatasaray taraftarı olduğumu söyleyerek başlayayım-gerçi bahsetmiştim-Koyu dedim fark ettiyseniz.Ciddiyim.Bu yüzdende dünkü maç hakkında düşüncelerimi belirtmem gerek hem önemli bir maçtı.Derbiydi.
        Maç izlemek için hazırlanmaya başladım bu sefer formamı giymedim 'Peşindeyiz' tişörtümü giydim bir nevi totem yaptım değişiklik yaparak.Hazırlanırken yine bütün marşları söyledim evde bağıra çağıra.Yine atkımı taktım yolda yürürken de devam ettim tezahüratlara. Tamam takımın içinde olduğu durumun farkındayım Fenerbahçe'yi on senedir Kadıköy'de yenemediğimizin de.Bir yanım umutlu bir yanım umutsuz yani.Olsun dedim yensek de yenilsek de.-Berabere bitti iyi mi?-
Başlarda klasik bir derbiydi yine biz süper oynuyorduk yine güzel şutlar çekiyor ama golü bulamıyorduk her zaman oynar gol atamaz olduğumuz için yine dedim saçma bir şekilde bir gol yeriz bir daha da toparlanamaz takım.Pino'nun şutları dediklerimi kanıtladı zaten.Ama o Yobo yok mu?Sarı lacivertlilerin yatıp kalkıp şükretmesi gereken oyuncuydu ayrıca kaleci Volkan da aynı şekilde.Bir ara 'Ellerin kopsun Volkan' dedim.Yine ciddiydim.
Sandığım kadar stresli bir derbi değildi yani renktaşlarım için ama bu sefer Fenerbahçe'nin ucuz kurtulduğunu orada burada gördüğüm biz yata yata izleriz maçı yok efendim 3 puan garanti diyenlerin maç arasında ellerini açıp dua ettiklerini görmek ciddi anlamda korkulacak bir futbol olduğunun göstergesiydi.Haftalar sonra takım gerçek bir takım gibi oynadı.Seyircinin desteği de yok sayılamaz tabi orada olan iki bin sarı kırmızılı taraftar için Saraçoğlu'nu susturup bizim tezahüratlarımızı dinlettikleri için ayrıca teşekkürler.Maçın nerede olduğunu bilmeyen bir insana dinletsen Ali Sami Yen sanacak kadar iyiydi.
         Aynı zamanda her zaman yapılan çirkinlikler ki bu konuda bir tek lacivertlilere konuşmuyorum her takım taraftarının arasından çıkan manyaklar olduğu gibi burada da vardı ve en dikkat çekeni şüphesiz ki; lazer tutan adam!Tam bir makaraydı lazer tutulan insanları çok göstermiştir kamera ama lazer tutan adamı göstermelerine ilk defa şahit oldum.Hele ki oyuncuya kaleciye lazer tutmasını anladım diyelim hani oyunu etkilensin motivasyonu bozulsun gözü geçici olarak göremesin falan da teknik direktöre lazer tutmak nedir arkadaşım neyin kafasını yaşıyorsun sen?Neyse..
        Kısacası Galatasaray taraftarı olarak maçın berabere bitmesine sevinmedim,evet yenilmediğimize sevindim ama yenemediğimize de üzüldüm çünkü gerçekten kazanabileceğimiz bir maçtı. Yıllar sonra bu düzeni bozmuş olmak fena  bir  adım sayılmaz. Duruma bakılacak olursa da diyeceğim şudur ki Fenerbahçe iki puan kaybettiği Galatasaray'ın 1 puan kazandığı maç olmuştur.Dilerim ki seneye daha iyi bir futbolla ve kırılan şansızlığımızla Kadıköy'den galip ayrılırız.O zamana kadar çenelerini kapattığımız Fenerbahçe taraftarları ve umutları tazelenen renkdaşlarım düşüncem şudur ki hiç bir şey olmasa da 'İyi ki derbiler var' ortak paydasında buluşabiliriz.Hayata renk katmak gerek.Sevgiler.


23 Ekim 2010 Cumartesi

Telepati

Gebze-Harem
Bundan bir kaç gün önce Harem otogarına gitmek için içinde bir kavanoz zeytin,mandalina,bir kaç elma,2 tane muz,küçük sütler,bir kaç giysi,1 paket bebek bisküvisi ve dondurma kabına konulmuş kalburabastı bulunan sırt çantam,elimde de bir poşet ve yandan asılan başka bir çanta ile birlikte minibüs beklemeye koyuldum.İlk gelen minibüs çok doluydu binmedim sonraki gelen daha boştu ama yine bana oturmak için yer yoktu minibüse binerken kollarımla kapının iki yanından tutup kendimi ileri itmeye çalışırken çantamın iyice ağırlaştığını beni geriye doğru çektiğini fark ettim bir hışımla attım kendimi minibüse şöför koltuğunun arkasına sırt çantamı çıkarıp bıraktım ayaklarımın yanına koyduğum eşyalarımla yolculuğuma başladım.
Tam eşyalarımı koyduğum yerin yanında benim yaşlarımda bir kız oturuyordu o kızı fark ettiğim andan sonra başladı her şey.Ya benim psikopat hayal gücümle ya da şansla bilemiyorum baya baya telepati kurdum ben bu kızla.Aramızda şu diyalog geçti.

ben     -Durağa kadar yürüdüm sırt çantam o kadar ağır ki!
O kız  -Evet belli çok bitkin görünüyorsun.
ben    -Farkındayım.Aslında oturmaya ne kadar ihtiyacım var bilemezsin.Çok yoruldum.
o kız  -Tamam ben de kalkıyordum zaten o zaman kalkar kalkmaz sen otur yoksa şu adam hemen yerime geçebilir.
ben   -Tamam o halde eş zamanlı olarak hareket edelim.
o kız  -Tamam

Aynen bu diyalog yaşandı aramızda sadece konuşarak olmadı ama gerçekten bunun olduğuna yemin edebilirim!Düşüncelerimizle anlaştık garip bir bağ kurduk.Kız ne anladı ne anlatmak istedi bilmiyorum belki alakası bile yok ama ben bakışlarımla bunları anlattım o bakışlarıyla bunları cevapladı.Hele ayaktaki yolcu adama bakıp tekrar bana bakması hadi ben kalkıyorum bak sen otur yoksa adam kapar demeye çalışması vallahi yaşadım ben bunu ya.Garip bir durumdu ama bazen oluyor sanırım böyle şeyler ve oturduktan sonra fark ettim ki tanımadığım kızları sevmiyor olmama rağmen o artık bana yardım eden az da olsa tanıdığım biriydi o kızı o an çok sevdim canım kız. Telepatiğimsin! Sevgiler..

18 Ekim 2010 Pazartesi

Seviyorum ve Nefret Ediyorum

İstanbul            
Daha köprüden geçerken deli gibi hissediyorum bu şehre olan hayranlığımı her gelişimde uzun uzun bakıyorum  iç geçiriyorum hoş bir duygu oluyor içimde değişik ama gülümseten bir şey.Bilirsiniz belki..
Hayranıyım ama hiç niyetim yok burada yaşlanmaya gizli bir ömür törpüsüymüş gibi geliyor. İnsanlar, trafik, kalabalık her şey potansiyel stres taşıyor.Sabah insanların yüzü beş karış iş çıkışı on karış.Herkes memnuniyetsiz bakışları atıyor etrafına çünkü burada yaşamanın yükü ağır,burada mesafeler hep uzun,yollar hep çekilmez insanlar hep sıkıntıda.Şehir adamı yutmaya çalışıyormuş gibi kimsenin umurunda olmadığını çok küçük ve güçsüz olduğunu vuruyor sanki yüzüne.Alabildiğine gösterişli,ışıklı,manzaralı.Sevgili gibi bir şey İstanbul.Hem çok sevip hem nefret ettiğin kopamadığın bir sevgili.
Doğup büyüdüğüm şehir diye böyle düşünüyorum belki ama uzaktan bakanlara da değişik cilveleri var bu kıtaları birleştiren tek şehrin.Fısıldayıp insanları buraya çağıran bir sesi var bence.Burada zaman geçer mutlaka geçer ama yaşamak zordur yaşıyorum diyemezsin öyle kolay kolay.Korkular belirler senin hayatını en basitinden park yeri bulamama korkusuyla gidemezsin bir yerlere,geç saatte çıkamazsın sapığı var manyağı var derler,bazen evinin camını açmak bile korkutur dışarıdaki gürültü yüzünden, hele devletle işin varsa kalabalık şehrin devlet daireleri de psikopattır saatlerini alır sonuç vermez bürokrasi kokusu sarmıştır duvarlarını.

Bunlara rağmen mükemmel bir yerdir İstanbul ama bir bakıp çıkacaksın hemen vede arayı sıkı tutacaksın. Arada bir boğaz kokusu alacaksın,çayını içeceksin adalara karşı,gezeceksin taksim sokaklarında,alışveriş merkezlerine gireceksin.Sonra döneceksin asıl yaşanılası memleketlere.Böyle olursa tadından yenmez zaten özlemler her zaman iyidir aşkı sıcak tutar :)

Kısacası ben yine geldim buralardayım ama döneceğim geri ve bir gün tümden geri döndüğümde de yeni planlar yapacağım başka bir yerde yaşamak için.Eğer burada yaşamam gerekirse de beni buraya bağlayacak ve saydığım sebepleri görmemi engelleyecek çok iyi sebeplerim olur umarım.-çok para veren iş yeri,çok sevilen sevgili falan- Neyse Ertesi gün gidiyorum bayramda gelip elini öpeceğim İstanbul'un ;) sevgiler..

13 Ekim 2010 Çarşamba

İnternet Olmasaydı?

Bu cümleyi duyduğunuz anda yutkunuyor yada durup düşündüğünüzde ‘cidden ya ne yapardık?’ diyorsanız..Olmuşsunuz siz olmuşsunuz!Yani internetin hayatımızda ki önemini anlamış ve bundan sonra her zaman ona ihtiyaç duyacağınızın farkındasınızdır.
Her zaman söylediğim gibi internet kavramına sonsuz saygı duyarım. Hatta bu saygı sınıfa öğretmen geldiğinde aya kalkılarak gösterilen saygıdan daha gerçek ve içtendir. Ayrıca Google diye bir arama motorunun varlığına da her daim şükredip onu icat edene sevgilerimle beraber teşekkürlerimi sunarım. Buradan da sunmuş olayım
En basitinden hala anlam veremediğim şeylerden biri ansiklopediler. Of onlar neydi öyle ya!24 cilt meydan larousse! (yazımına google dan baktım)Hepimizin evinde zamanında anne babamızın ayırdığı  en güzel köşede bir nevi kültür göstergesi olarak sergilenen ansiklopediler.Şimdi ne kadar anlamsız kaldı internet sayesinde.Zaten koskoca okul hayatımda toplasan 2 kere bakmışımdır o ansiklopedilere geri kalan zamanlarda da annem tozunu al dediği için dokunmuştum o harika bilgi birikimlerine.
Aslında sadece internet olarak bakmayın teknoloji büyük veli nimet. Böyle zamandan kazandıran aynı zamanda iş gücü ve paradan da tasarruf edeceğimiz her şey başımızın tacıdır. Kötü örnek olmayayım ama bedavadan mp3 indiriyoruz, film indiriyoruz sonra bir çok programı indirip kullanabiliyoruz. Yani insanların sınırsız ihtiyaçlarına bir şekilde olumlu karşılık veren bu güzel şey bizi dışarı çıkıp aramak zorunda olduğumuz alışveriş ürünlerine de bir tıkla kavuşturuyor.Sonra internet sayesinde artık sevgili olabilmek çok daha kolay! Arkadaş ortamında gördüğün birini facebookda aramayan kişinin hayat damarlarından biri kopmuş demektir. Bu facebook sayesinde ne gönüller bir oldu ne sevgililer kavuştu. Of ne acı günlermiş ya birini beğensen çaktırmadan bakabileceğin bir yer bile yok illa dillendirip başkalarının aranı yapmasını bekleyeceksin. Fena ki ne fena. Kendi işimi kendim görürüm de dedirtti  bu modemle hayat bulan çok fonksiyonlu araç daha ne olsun!
          Neyse diyeceğim internet olmasa bitmiştik! Ve bir gün internet küt denek gider ve dünyada hiç kimse internete bağlanamazsa işte o zaman: doğanın düzeni bozulur, bir damla internet için kavgalar edilir, internet bulmak için tekrardan coğrafi keşiflere başlanır, ekosistemde bozulmalar ozon da delinmeler görülür , dünya ekonomisi ve barışı çöker 3. Dünya savaşı çıkar. Ve sonunda insan ırkının sonu gelir. Aman tanrım. Bunun olmasını istemeyiz değil mi? Canım internet. Ps: i love you!



Küçük Ama Etkili Sırlar..yea!

Facebook da mesaj kutuma gelen mesaj sayısını görünce bir şeyler olduğunu anlamıştım. Gelen kutusunu tıkladığımda hepsinin kızlardan geldiğini ve aynı olduğunu gördüm bir tanesini açtım ve okudum. Daha önce de yapılan 'Meme kanserine dikkat çekme oyunu' yine hortlamıştı. Hayda… Önce ki seferde sütyen renklerimizi yazmamızı isteyen topluluk şimdi cüzdanımızı nereye koyduğumuzu yazmamızı istemiş ve bunun bir sır olduğunu erkeklere söylememizi belirtmişti. -Kızların küçük sırrı ay ne tatlı-Sonlara doğru yapılan açıklamalarda bu olayın ne kadar ciddi olduğu anlatılmaya çalışılmış en ince ayrıntısına kadar yapılması ve yapılmaması gerekenler belirtilmişti. –Meme kanserinin ciddi olduğu değil oyunun ne kadar ciddi olduğu anlatılmış-  ‘Ne kadar güçlüyüz görelim!’ Hurraaaa..!
Sonra ana sayfamdaki masanın üstüne, sandalye, yatağımın üstüne,komidine,ayakkabılığa tarzındaki durum iletilerini anlamaya başladım.Demek bu oyuna dahil olan insanlardı bunları yazanlar.Kimsenin düşüncesini yadırgamıyorum ufak tefek oyunlarla eğlenmek gayet insani bir şey bana göre de.Ancak bunu 'meme kanserine dikkat çekmek' için yapıldığına inanmak içimden gelmedi yani erkeklerle ne alakası olabilirdi ki?Onların anlamayacağı bir şeyler yapıp merak ettirmek bize ne şekilde bir aydınlanma sağlayabilir?Hala bilmiyorum.
Herkesi bu söyleyeceğime dahil etmiyorum tabi ki ama bazı ciğerini bildiklerim merak uyandırarak o bildirimler kısmında yanan kırmızı balonun üstündeki sayının artmasıyla mutlu oluyorlar. Ve bu mutluluklarını erkeklerin dikkatini çektiklerini bilerek sekize katlıyorlar.Hadi cüzdan neyse de o sütyen olayı neydi ya..Eşeğin aklına karpuz sokmanın ne anlamı var be hemcinsim?Neyse sonra erkeklerin iletileri de şekillenmeye başladı hemen anlamışlar olayı keko tarzlarıyla dalga geçtiler bir güzel.Onlarda ayrı bir alem zaten.Neyse bir süre sonra gelen mesajla bende eğlendim.’Yine olmadı yine başaramadık erkekler ne yapıp edip öğrendiler’ te allam...yorumlardaki muhabbetleri bazılarının söylemesini falan geçtim sevgilisinde şifresi olan tirilyon insan var bu ülkede erkek orda mesajları görünce çat tıklıyor sonra sen ortaya çıktı diye üzül..e mutlaka çıkar zaten de bu kadar kısa sürede olması?Ne kattı ki şimdi bize.O mesajdan sonra bana yine ilk gelen mesaj tekrar geldi daha birilerinin haberi bile olamamış yani
J hey alam..Ayrıca o öğrenildi diye kahrolun mesajın devamında ‘bu sefer daha başka bir şey yapacağız’ diyor.Başka bir direktif daha yani.  ulen hani meme kanseriyle bilinçleneceydik? Bari birkaç şey belirtin işte her yıl şunca kişi kanser oluyor bunu engellemek için şunu yapalım erken teşhis için şu gerekli falan. Hem oynayalım hem onca insana iletilen bu mesajla bir şeyler öğrenelim.Yok yani bu böyle olmaz arkadaşım.Böyle şeyleri seviyorum da kendi çapında eğlenmek oluyor.Her şey erkeklerin dikkatini çekmek için yapılıyor gibi.Aslında önemli bir konu bu meme kanseri lisede bu konuyla ilgili bir şeyler öğrenmiştim oradan biliyorum.Bu yüzden madem bu kadar yazdın sen de bir halt öğretmedin be ateş! Diyenler için de sadece elinizin altındaki nimeti kullanmanızı google a sorarak her şeyi öğrenebileceğinizi hatırlatmak isterim. Öğrenecekseniz öğrenin gençler! Sevgiler..

Bu Anı Unutma!


         Bu cümleyi sadece çok mutlu ve huzurlu olduğum zamanlarda kurarım. Çünkü öyle kalmayacağının farkında olur ve o anı olduğu gibi hatırlamaya çalışmak isterim genelde.‘Bu anı unutma çünkü bitebilir ve bir daha yaşanmayabilir.’ demek istiyorum aslında.  Öyle anlardan bazılarında abartıp kendime yandaşlarda bulurum - bana o mutluluğu huzuru yaşatmış ya da bunlara şahit olan biri olabilir- bu görüntüyü aklında tut derim hatta unutma bak soracağım diye de tehdit ederim. İçin de tedirginlik bile var. Bir de bu anı unutma nedir ya sanki söylemezsem unuturum. Hey allam!
Yine öyle bir an yaşadım aynı şeyleri içimden geçirdim birkaç gün sonra kendi kendime hatırlatmaya çalıştığımda ki o bu gün oluyor aklıma ne kadar garip olduğu geldi. Yani ne kadar ilginç mutluyum harika bir an yaşıyorum ama bunu unutmak ve bir daha yaşamamak adına tedirginim demek ki sadece mutlu olabildiğim bir an olmamış hep içine biraz da endişe katmışım. Yada endişe edebileceğim kadar güzel anlar yaşamışım ya da tam tersi.Bilmiyorum..Bir anormallik var.Bence bir ben değil tabi herkes böyle anlar yaşamıştır. Ama mesele o anın değerini bilmek olsa gerek. Sonuçta insanız o an harikaysa neden tadını çıkarmayayım da kendimi ayrıntıları düşünmekle boğayım? Ama yapıyorum hep yapıyorum ve aklıma gelen şeylerden biri; Sonradan pişman olmayacağım bir şey olmayacağını nerden bilebilirim? Oluyor. Ya o an beni mutlu eden bana milyon lira çıkmış olması da olabilir mesela. Aşırı sevinebilirim ben buna –kesin sevinirim- ama filmlerde görüyoruz deliler gibi para var ya tabi birden girdiğin ortamlar değişiyor farkında olmadan absürt insanlar çat diye hayatına giriyor sonrada bende para olduğu için paramın peşine düşüyorlar bir ton kötülüklerin içine sokuyorlar filan sonra parayla saadet olmaz ana fikri bir de hayatının içine edilmiş bir insan kalıyor elimizde. Buradan ne anlıyoruz başta paraya sevindim sonradan bütün kötülükler başıma geldi olabilirdi de olmayabilirdi de o yüzden misler gibi sevindin. Kısacası ben bunu şu şekilde çözdüm ‘Zamanında iyi olan hiçbir şeyden pişman olma!’ Öylede yapıyorum kolay kolay pişman olmuyorum çünkü saçma yaşarken iyiydi güzeldi sonradan üzülmek hayıflanmak neye yarar ki bu yöntemle hayatı yaşanabilir kılıyorum. Herkese de tavsiye ediyorum. ;) Aslında demek istediğim unutulmayacak anlar yaşıyoruz ama o anı olduğu gibi hatırlamak kimse için kolay bir şey değil çünkü o anı bozabilecek neler yaşıyoruz yaşanmışlıklar üzerine. Bu yüzden hafızamızda tuttuğumuz şeylerin yeni anılarımıza zarar vermemesi için arada bir reset atmak iyi olur yada en azından gülümseyerek hatırlayacak şekilde kalmasını sağlamak.
Çalış insanoğlu!sevgiler..

23 Eylül 2010 Perşembe

Ergenlik dönemini icat edenin!

Şimdi ergenlik hakkında engin bilgilerimden bahsedeceğimi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.Ben sadece ergenler hakkında bahsedip gidicem.Geçen bir tanesine denk geldim facebookda.Oysa ben gayet masumane bir şekilde oyun oynuyorum aklımda bir ergenle yüzleşeceğim gelmiyor yani.Sonra bir evlatcık -kendisi rakibim oluyor-gelmiş bana o küçücük elleriyle bir organdan bahsetmeye çalışıyor yabancı olduğu için ingilizce yazıyor tabi:) neyse ben dikkate almıyorum neticede ergen oyunumu oynamaya gelmişim 5dk sonra bitecek.Zaten yeniliyorum da.Dedim sus ve asaletini koru Ateş! Öylede yapıyordum yetişkin bir birey gibi davranıyor sakinliğimi koruduğum için içten içe 'aferin lan helal kız sana ne kadar olgun bir insansın büyüdün sen be heeey' falan diyordum.taki bu veled-i zina bana oyunun sohbet sayfasını aşıp özel mesaj göndermesine kadar.Bir baktım aynı muhabbeti orada da devam ettiriyor kendi çapında bir cümleler filan.Allah'tan İngilizce ayıp şeyleri de öğrenmişiz zamanında he yoksa eblek eblek kalacaktık elin gavuruna. Sonra ilahi bir güç ile oyunu lehime çevirmeyi başardım üstüne üstelik sonradan yendim mi bunu.Heyt!Bunun etkisiyle bana şöyle bir hava geldi -yemişim yetişkin bireyliği be! gel oğlum sen buraya dedim sadece bir cümle kurdum ve çocuk bir daha hiç bir şey yazmadı.Benim bu sakin tavrımdan sonra böyle bir şey beklemedi sanırım garibim.-Cümlemi söylemem tabi ama cidden iyiydi ;)-
Neyse bu neyi düğü belli olmayan zıpırlar ülkemizde de fazlasıyla mevcut.Bazılarına acıyorum.Daha 13 14 yaşlarında ellerinde sigarayla görüyorum okul çevrelerinde üstlerinde forma, ağızları lağım gibi küfür saçıyorlar kendi aralarında konuşmalarında.Bazıları aramızdaki yaş farkını yada dediğinin ne olduğunu bilmeden laf bile atıyorlar.Bunların arasında ergen sıfatını en çok hak eden sürekli bunalımlara girip anaya babaya saydıran, hayatın hiç onu anlamadığını ve bok gibi olduğunu düşünen,duvara dayalı başlarını dizine koyup pozlar veren saçlarını giyimlerini anormal şekillere sokan ve en önemlisi kendini dünyanın merkezi sananlardır.Hey allahım manyaklara bak :) kimsiniz siz oğlum?Salak salak konuşma tarzınız var harfler bir değişik k yerine q yazmalar   götü başı dağıtmalar ne oluyor ya xD diye gülünür mü  garip misiniz siz nesiniz?Te allahım..Neyse yetişkin tavrımı koruyorum fazla bir şey demiyorum.Akıllı olun!Son olarak bide bu yavrucakların bazıları da ortam peşinde böyle 'Ooo karılar kızlar alkol para hepsi bizde bok' filan takılıyor gerçi çevremizde hala var öyleleri yaşı büyük olsa da biz yinede onlara ergen diyoruz.O dediklerimle bu dediklerim ciddi anlamda canımı sıkıyor benim yani ne kadar kız ellersem o kadar harika bir insan olurum ne kadar kimseyi sallamıyor takılırsam mükemmel bir havam olur efendime söyleyeyim hiç bir şey beni üzemez yok ben kimseyi sevmem kızlar bana hasta anam babam gereksiz konuşuyor çok yalnızım gideyim biraz rex'de takılayım falan...ööf ya içimi sıktınız.Neyse özet şu;gençler bir an önce büyüyün olur mu ? adam olun insan olun hayata atılın doğru Türkçe kullanın renkli kıyafetler giyinin ve fotoğraflarınızda yüzünüzü görelim..hadi öptüm.

22 Eylül 2010 Çarşamba

İstenmeyen Ot

Geçenlerde annemle Pendik istasyonda tren bekliyoruz.Biz geldiğimizde istasyon bomboştu her zamanki gibi kıl payıyla kaçırmıştık bir önceki treni.Neyse beklemeye razıydık oturduk bankların birine.Sonra bir kadın geldi kendi gibi bir kaç kadınla beraber yan banka oturdu.Bu kadına kadın deyip diğerlerini onun arkadaşı yapmamın sebebi bu kadında dikkatimi çeken ve asıl bahsetmek istediğim şey oldu.Mesele şu ki kadın iğrenç derecede sümüklü bir insandı bu hayatta nefret ettiğim 200 300 şeyden biride sürekli burun çeken insanlardır.Bir kere duydun mu o sesi bütün  engelleri aşar kulağına gelir illaki.Yani annemle devam ettirmeye çalıştığım sohbet çok basit bir engeldi sümük burun için.Arka fonda sürekli onun 'hıjşşk hıjşkkk' sesini duyuyordum.Algıda ne kadar seçici olduğumdan bahsetmeme gerek yok bence.
Baya saydım kadına annesine,genlerine,o burunun o derece büyük olmasına,hatta estetik diye bir şey var diye kadına yanaşmayı bile düşündüm 'oha be kadın her yerin burun olmuş git aldır yarısını' diyecektim,demedim.Sonra hiç üşenmedim ciddi ciddi dua ettim bu kadınla aynı vagonda olmayayım diye.Trenler yenilenmiş bu arada banliyö trenler böyle bayağı bir havalı olmuş gelen bakıyor bende şaşırdım ilk gördüğümde buna mı bineceğiz diye.Tren geldi biz istasyonun başındayız ben kafaya koydum kesinlikle bu kadınla aynı vagona binmemeliydim baktım ilerliyor bu öndeki vagonlara tamam dedim bindim zaten trenler tıkış tıkış sonra sonra fark ettim ki bizim makinistler daha bu teknolojinin son nimetine alışamamışlar durakları ayarlayamıyorlar o yüzden son vagona yetişen biniyor dolayısıyla son vagon aşırı kalabalık oluyor -akla gel!-
Gayet insanlarla içli dışlı değişik ortam kokularıyla ilerliyoruz.Alışıla gelmiş memleketimin insan manzaralarından işte ama yine de bir huzur hakim.Neyse tutunacak bir yer bulmak için biraz ilerlemeye karar verdik o tepeden asılı duran zımbırtılardan bir tanesine tutunabildim annemde bana tutundu öyle böyle ulaşım yapabilecektik.Sonra bi ses geldi 'aman yarabbi! bu ses bu ses... dedim içimden çok yakından geliyordu ama kesinlikle kafamı çevirmek konusunda çok kararsızdım gerçekten bu anı yaşadım zaten tepkilerimi kendim izliyormuş gibi ilginç bir şekilde göstermeyi severim durdum ve ve kafamı çevirdim.O kadın! Burnu gözüme girecek kadar yakınımda vede.Ciddi anlamda bunu yaşadım öbür kapıdan girmiş ve kader bizi yan yana zımbırtıları tutmamız için bir araya getirmişti.O an gerçekten kafamda şu belirledi.Atalarımız!Gerçekten bunu düşündüm.'İstenmeyen ot burnunun dibinde biter' bunu demişlerdi adamlar ya.Ne kadar ulvi insanlardı.Aynen dedikleri gibi oldu.Sanırım burun kelimesinin geçmesi hafızamda daha kolay bir etki yarattı ama.Ondan sonra şaşırmadım zaten başıma hep böyle şeyler gelir.O kadında burnu da hafızamda yer kaplıyor şimdi o kadar.

Gelelim şimdi bu konudan bahsetmemin sebebine.Şuan deli gibi grip olmuş durumdayım!Bu yazıyı yazarken en az 15-20 kere burnumu çektim.Evet tıpkı o kadın gibi! ancak sadece yalnız olduğum zamanlar burnumu sürekli çekerim bunu da belirteyim.Kısacası berbat bulaşıcı grip aylarındayız tavsiyem şudur ki kendinize dikkat edin,aşınızı olun,c vitamini falan filan ne gerekirse alın he yine de engel olamayıp sizde hastalanırsanız toplum içinde gelişi güzel burnunuzu çekmeyin..sevgiler..

19 Eylül 2010 Pazar

Güzelsen Sorun Yok Beybi!

Beni dellendiren bir konudan bahsetmek istiyorum şuan!Evet tam şuan!Çünkü bir yazı okudum ve aklıma geldi.Aldatmak üzerine yazılmış bir konu bir de bunu istatistiklere bağlamışlar.Yok efendim kadınlar kendilerinden çirkin adamları seçiyorlarmış ki adamın öz güven problemi olsun da kendisini aldatmasın.Bunun düz mantığını kurdum hemen kafamda o zaman dedim erkeklerde çirkin kadınlar seçer filan ama yazıda böyle bir şey yok!Ya arkadaş!Biz kızların niye böyle dertleri olmak zorunda.Ben de her insan gibi cillop gibi bir eşim olsun isterim yani güzel olayım olmayayım.O beni ben onu seçtiysem daha sonradan böyle bir sıkıntıyı niye yaşayayım ki?Ayrıca neden aldatılma korkusuyla baş başa bırakılan hep biz oluyoruz?Yani güzel kadınları seçen erkeklerin niye böyle bir korkusu yok?Yakışıklı olsa da olmasa da erkek her türlü aldatabilir mi demek oluyor bu?Dellendim dedim ya ardı sıra birikti kafamda bunca soru.Benim mantığımda böyle bir dünya yok çünkü.Bence aldatmak karakter ve kişilik meselesidir bunun dış güzellikle ya da her hangi bir konuyla alakasının olması pilavın içinde soğan aramak gibi saçma bir meseledir.Sevmekle alakası var mı derseniz.Aslında sevgiyle de alakası yok sevmiyorsan zaten aldatma durumuna da düşmezsin ilişkini kesersin aldatılma durumuyla karşı karşıya kalacak olan garibimle biter gider.Tabi buda biraz vicdan ve karakter gerektirir o ayrı.
Her neyse yine de böyle bir gerçek var mı derseniz olabilir yani çünkü erkeklerin çoğunda bu var kafaları bir başka çalışıyor.Birden çok kadınla beraber olmayı aynı anda idare etmeyi gurur kaynağı olarak görüyorlar işin içine sahip olduğundan daha güzel bir kadın girerse hele ohoooov!Gözleri öyle bir dönüyor ki peynir görmüş sıçana benziyorlar.Yapacak bir şey yok her ne kadar düzelmelerini dilesem de pek mümkün olmayacağından eminim öylelerine diyeceğim sadece şudur; Defolun bizim temiz ve polijini içermeyen dünyamızdan!

bilmeyenler için not: polijini=çok eşlilik

10 Eylül 2010 Cuma

Bayram Deyip Geçme Vatandaş!

Bayramları seviyorum.Cidden çok seviyorum bayramları anlamsız sıkıcı gelmiyor bana.İnsanlar zoraki de olsa giyinip ilişkilerini canlı tutma çabasına giriyor,mesajlar geliyor.Hiç rastlamadım ama öyle diyorlar küsler filan barışıyormuş.Güzel bir şey yani gerekli.Hem tatilde oluyor mis gibi bir şey işte bayramlar.
Eski bayramlardan bahsedecek kadar yaşlı değilim ama çocukken çocuk olmanın sevinciyle yaşanan bayramlar bir başkaymış gerçekten.Ben hatırlıyorum bayramlık kavramı vardı bizim ailede alırdık üst baş ayakkabı ıvır zıvır.Eve gelince giyer gezerdim bayram gelse de giysem diye dolanırdım ortalıkta.Şimdi bayramlar daha çok temizlik yapmayı, yıl boyunca hiç görmediğim bazı insanlarla garip muhabbetler içine girmeyi hatırlatıyor bana.Bir de durup düşününce ne garip dimi ya böyle sen evini temizliyorsun giyinip oturuyorsun kimlerin geleceği belli değil kapı çalıyor açıyorsun 'hooy hoy da hoy hoooy kimler gelmiş kimler' modunda şaşırma efekti eklemek zorunda hissediyorsun biraz kendini.Bayağıdır görüşmediğin o insanlarla bayramlaşma faslı var.mucuk mucuk!Sonra şeker,çikolata uzatıyorsun o nasıl bu nasıl sohbetlerine doyum olmuyor bu arada sonra tatlısını veriyorsun bitiyor iş.Görev tamamlandı!O da hemen kalkma hevesinde oluyor zaten ne konuşacaksın ki biraz daha otur diyorsun ev sahibisin diye tabi ama onlar hemen  daha bir sürü yere gideceğiz falan der.Bir kaç espri sıkıştırır araya haahoha diye diye yolcu edersin.Öyledir.
Garip muhabbetler dedim ya bana hala '-Okula alıştın mı?' sorusu geliyor ya!ben tüm şirinliğimle cevap veriyorum tabi hıı hıı tabi alıştım ister istemez alışmak zorunda oluyor insan hihihi şeklinde cevaplar veriyorum. 2 sene geçti be insan evladı.Alıştım tabi!
Garip muhabbetleri aşmış anormal insanlar var her sene aynı şeyi anlatıyorlar ve her seferinde ilk defa duyuyormuş heyecanı yaratmak zorundasın.Yoksa ölürsün!:P saygısız olursun yani.Bir tanesini anlatıyım -inşallah yazımı okumaz:) sanmıyorum zaten- neyse..Gerçi düşündüm de o eve yol alınca bizim ailedeki muhabbetler de aynı 'Gidicez şimdi aynı hikayeyi anlatacak 'diyorum ooff filan çekiyorum derinden babam çaktırma sende gül geç diyor uyarıyor beni bende ne yapayım saygı sonsuz boynumu öne eğip gidiyorum o eve doğru..; Bizim  mahallede bir adam bu anı anlatma ustası 40lı yaşlarda filandır tahminim.Bu insan evladıyla hiç alakam yok annesiyle bayramlaşmaya gidiyoruz onla da alakam yok da görevimizi yerine getirmeye gidiyoruz işte mahallemizin ninesi sonuçta.Oturuyoruz biz böyle herkes bakıyor eblek eblek ne desek diye tamam konu yok ama bari güncel meseleleri aç dimi yada  daha nasılsınız daha daha nasılsınız de o bile kabulüm artık.Bu her seferinde aynı biz 3 kız kardeşiz ilk önce adımı söylüyor ablamı ayırt edebiliyor ama ikimizi çok karıştırıyor diyor -hangisiydin sen?adımızı söylüyoruz (gülüşmeler) ondan sora ben olduğumu anlayınca bana dönüp '-Senin doğduğun gün var ya -evet diyorum yine gülümseyerek (içimden yine başlıyoruz diyorum tabi) ben tam o gün askere gidiyordum tam gideceğim gün hazırlandım birliğe teslim olmaya çıktım kapının önünde şunu gördüm işte bana dediler ki Boncuk ablanın (annem oluyor annemin adı boncuk değil uydurdum bu kelimeyi) yine kızı olmuş diyor suratıma bakıp bir sevinç nidası bekliyor bende;'Olley be! senin askere gideceğin gün doğmuşum!Vay anasını ne kadar şanslıyım 'diyerek koşarak sarılıyorum boynuna.Şaka tabi imkansız hayeller bunlar:) ama bence böyle bir şey bekliyor benden ama ben öööf yani!E biliyorum geçen bayram anlattın hatta ondan önceki bayramda anlattın... da diyemiyorum içimden geçiriyorum.tek diyebildiğim; -aa öyle mi hıhıh şansa bak demek ki 29 ağustosta gittin askere hhihih.bu!
Birde beni bunu dinlerken düşünün size anlatırken özet geçtim yine ama bu bir konuşmaya çalışıyor baya bir sürüyor ben artık buhranlar geçiriyorum orada kendi kendime harakiri planları yapıyorum,halının desenine,tatlının tadına odaklanmaya çalışıyorum,gülesim geliyor içime atıyorum falan filan.Baştan sona eziyet yani ama ne anı yaratmışım adama doğarak anlat anlat doyamıyor! heyt be!:) Neyse bayramı kafamıza kafamıza çakıp tatlımızı yiyip daha gidecek çok yerimiz var  hahohao deyip bizde çıkıyoruz oradan ;)

Böyle yani bayramlar şu yaşım için belki ileride daha değişik şeyler katabilir ama bayram anlayışını tatil olarak görmeye başladığı için herkes belki zamanla yok olup gidecek diye düşünmüyor da değilim belki iş hayatına girince bana da öyle olur kim bilir.

Herkese iyi bayramlar..

6 Eylül 2010 Pazartesi

İtiraf Ediyorum!

Bazen kızlarla pek uyuşamadığımı düşünüyorum! 
Hatta tanımadığım kızlardan da nefret ediyorum -bu konu çok derin- ama kızlar bana göre değilmiş gibi geliyorlar hemen hemen hepsi çok fazla hassaslar çok çıt kırıldımlar.Dedikodu yapmaya bayılıyorlar saatlerce saç renklerinden istenmeyen tüylerinden bahsediyorlar.O bana böyle dedi ben ona şöyle dedim o esnada böyle oldu falan filan derken çok fazla ayrıntıya anlatıyorlar herkesin özel hayatını merak ediyorlar.Mesela ben magazin izlemekten nefret ederim kızlar bütün magazin olaylarına hakim o bunun sevgilisi bu şunla şu kadar sene önce beraberdi falan ayrıca gazete alıp önce magazin ekini okuyan kızlar var birde bense önce ilk sayfaya göz gezdiririm sonra normal bir Türk olarak tersten okurum gazeteyi.
Tamam her kız alışverişi sever bende severim ama aşırı kararsız kızdan nefret ediyorum hiç alakam olmayan bir tarzda yanıma süper beğeni ifadesiyle gelip -bu nasııııııııl? diyorlar -e iğrenç! ama o bunu duymak istemiyor ki!Sonra bitmek bilmeyen yorumlar.
Kızlar birbirini kıskanır!Evet en yakın arkadaşı bile olsa diğerinin göğüsleri ondan daha güzel,onun bacakları daha uzun,bunun vücudu daha şekilli  diye içten içe kıskançlık beslerler.Halbuki sana ne?Yani o benim arkadaşımsa beraber dikkat çekme şansımız daha yüksek olmaz mı?Olur.Oh mis temiz iş!
He bir de açıkçası erkeklerin muhabbetini daha çok seviyorum her konuda daha eğlenceliler kızlarda espri yeteneği çok kısıtlı.Ayrıca iddia ediyorum güldüren kızlarda mutlaka bir erkeksilik vardır!Bunu o düşündüğünüz anlamda söylemiyorum ama benim gibi mesela ya futboldan anlıyordur,ya bilgisayar oyunlarını seviyordur o tarz şeyler işte.

                                        
Bu paragrafı kızlar için yazıyorum;

Eğer bir erkek okursan;
Ben bunca yıldır kızım ben bile o kadar korkuyorum ki kızlardan.Gerçekten üzülüyorum sizlere.Kızlar çok fenalar.Mesela o sizi kıskandırmak için yaptıkları filan hepsi düzmece!Yemeyin! hatta öyle bir laf söyleyin ki yapmasınlar artık bu numaraları yani örnek veriyorum: ayrıldıysanız düzmece çok mutluyum ahahaha tripleriyle gezerler eğer facebookda arkadaşlarıyla konuşmaları varsa hepsi ayarlanmış -sen şunu yaz taam mı? -ben de bunu dicem taaam mı? şeklinde ki konuşmaların ürünü.Daha neler neler..Hepsi bende.Uyanın artık!


Böyle yani hal vaziyet kötü benden söylemesi.Bu konuda daha uzun yazılar yazabilirim ama şimdilik ben az söylerim siz çok anlayın.Ama lütfen artık değişin.!Sevgiler...

5 Eylül 2010 Pazar

Koşun Koşun Bir Tespitim VAR!

Tespit : Sosyal Yalnız

Bazıları facebookda ilişkisi var yapar ve kimse beğenmez 
bu o'
yorum yapmaz ya işte o insanlardır sanal ortamda bile destek bulamayan.Sosyal yalnızdır benim gözümde o.Halbuki çok basittir sanal hayatta yaşam yani 10 sene önce gördüğün insan bile söz sahibi olabilir senin hayatında.Yolda görse selam vermez ama canım vah vah çok üzüldüm diyebilir rahat, yapmacık ve anlam veremediğim tavrıyla  ya da  beğenebilir tanımadığın bir insanla ilişki içerisinde yazan yazıyı tebrikler saçabilir çok sevindiğini göstererek.Bazen de tam tersi olur doğum günlerinde mesela sadece 2 3 kişinin duvarına yazdığını gördüğüm arkadaşlarım için konuşuyorum belki kimse önemsemiyor oradaki duvarı herkes gerçek hayatta aşırı mutlu ediyor seni ama işte bana sanki sosyal yalnızmışsın gibi geliyor doğum gününü kutlamak kadar basit bir eylemi bile yapmıyor senin kişi listende ki  arkadaşların.Oysa her şeye abur cubur konuşup yorum yağdıran zihniyet dolu facebookta ama İnsanı mutlu edecek özel gününde yok.Burada bir adeletsizlik olsa gerek.Neyse işte böyle garip durumlar tespit ediyorum aklıma takılıyor yani  söylemek istediğim şu; sen ki sosyal ağda sosyalleşmeye çalışan insan ne yalnız kal ne de böyle yapmacık sosyal ol..! yap bir şeyler işte ortasını bul!
insanları çözemediğim anlar bunlar!

2 Eylül 2010 Perşembe

Benim Günüm 29'Ağustos!

      
       Sanırım kendimi özel hissetmeyi çok seviyorum ve bana özel hissettiren şeylerin  başında doğum günüm gelir..Yaz çocuğu olmam her zaman dezavantaj olmuştur bana her doğum günümde isyan etmişimdir.Çünkü kışın arkadaşlık ilişkileri okul münasebetiyle daha sıkıdır ama yaz olunca herkes bir yerlerdedir bir parti verecek olsan toplanmak çok zordur.Bu yüzden yarı buruk geçer benim doğum günlerim.Gerçi her zaman kemik tayfa yanımdadır ama heyooo çılgın bir doğum günü partisi tadında organizasyonlardan uzak kalmışımdır istemeyerek.Neyse bunlar hiç sorun değil de birde şu iki senedir de ramazana denk geliyor doğumum yani biraz huzursuzluk oluyor içimde :/ Anlatıyorum;
Ben hep 28 ağustos geceleri başlarım zaman tutmaya doğum günüme şu kadar kaldı diye.Bu seferkinde gün boyu hiç uyumamıştım akşam 7 8 gibi ağırlık çöktü bana artık dayanamadım uykusuzluğa bıraksanız sabaha bağlarım öyle uykum var ama kalktım 10 gibi doğum günüm ya heyecan doluyum.:) kalktım ama saat geçmiyor ki sonunda 11.30 oldu dedim ablama 'hadi çıkalım dışarı abla benim doğum günüm olacak!'O da bana uydu hayret edilesi bir şekilde.5 dakikada hazırlanıp düştük yollara.Caddeye gidelim dedik maalesef saat ilerliyor biz caddede trafikteyiz az sövmedim insanlara yahu sen 28 ağustos günü akşamın 12sinde ne arıyorsun yolda.Herkesler dışarıdaymış meğerse trafik milim milim ilerliyor gecenin o saattin de.Neyse dışarıda bir arkadaşım vardı haber verdim onu da aldık aramıza  Bağcılardan o arada bir de kaybolduk onu bulucağız diye.Saat 1e geliyordu sanırım benim doğum günüm oldu yani!Sağ olsun arkadaşlar beklemiş ilk dakikalarda başladılar kutlamaya mesajlar geliyor arıyorlar filan benden mutlusu yok doğum günüm diye kendimi aşırı eğlenmek zorunda hissediyordum yine neyse müzikli bir ortamdı eğlendik de sabah uyanmam benim için fiyaskoydu.Ama bunlardan bahsetmeyeceğim..
Akşam asıl doğum günü kutlamam vardı önceki günden hazırdı giyeceklerim arkadaşlarımla beraber gittik doğum günümü kutlayacağımız mekana bir güzel pastamı üfledim dileğimi diledim bana balonda aldı sevdiğim insanlar koluma takıp gezdim doğum günü çocukları gibi ve çok güzel eğlendim o gün mutluluğumu bozacak bir kaç küçük ayrıntı eklenmişti aslında ama görmezden gelmeye o kadar alışmıştım ki yine aynı şeyi yaptım geçti gitti.Eve dönme saati geldiğinde arkadaşları evine bırakmak için girdiğimiz yolda polise yakalandık -polislerden nefret ediyorum-adam tam bir sorunluydu bence kimlik kontrolü ceza kesme muhabbetleri falan derken oda geçti o esnada bizim duruşumuz konuşmalarımız ayrı bir sitcom a konu olabilir aslında :)

Kısacası güzel bir gündü büyüdüğümü artık doğum günlerimde dahada hisseder oldum bir önceki ile farkı neydi diye soracak olursanız.Artık daha iyi düşünebiliyorum sanırım yani doğruyu,yanlışı,oluru,olmazı,iyiyi kötüyü ayırt edebiliyorum önceden de ayırt ediyordum ama duygularımı karıştırıyordum işin içine şimdi biraz daha akıllandım sanırım mantıkta katıyorum fikirlerime.Bir de bakış açımda değişmeler oldu insanları artık göründüğü gibi bilmiyorum ayrıca söylediklerine sorgusuz sualsiz inanmıyorum kolay kolay güvenmiyorum v.s..büyümek budur sanırım değil mi?Ya da aslında ben buna tecrübe de diyorum.

Bu arada belli etmesem de yine bir  burukluk vardı içimde çünkü  4 5 senedir aynı dileği diliyorum bu benim için gerçekten anlamlı bir şey ama tam olacak derken yine gerçekleşmedi baktım olmuyor  bu sefer bende yanına yeni şeyler ekledim.Seneye yine umutluyum yaşayıp görelim..Nice güzel yaşlara tüm sevdiklerimle beraber!

Not:Evet o benim balonum!:)

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Ayrıntıda Gizli

            
          'Sevgi sabırlıdır, sevgi şefkatlidir. Sevgi kıskanmaz, övünmez, böbürlenmez.

Sevgi kaba davranmaz, kendi çıkarını aramaz, kolay kolay öfkelenmez, kötülüğün hesabını tutmaz.
Sevgi haksızlığa sevinmez, gerçek olanla sevinir.
Sevgi her şeye katlanır, her şeye inanır, her şeyi umut eder, her şeye dayanır.
Sevgi asla son bulmaz.'


     İncil'de sevgiden böyle bahsedilmiş.Ben bunu dizi izlerken bir replik de duydum dikkatimi çekti.Hepimizin inanmak istediği şeydi bu aslında.Kutsal kitaplarda da yazan buydu.Üzerinde düşündüğümde evet dedim gerçekten böyle ve böyle olan sevgi sevgidir. Yani herkesçe budur değil mi sevgi?Ama tabi istediğim şey yağmurun yağıp ıslatmaması gibi imkansız.
Bildiğimiz halde hangimiz sevgimize bunlardan yeterince katabiliyoruz ki? Yada bunlardan bazılarını katabildiğimiz,sevgimize biryandan, nefret, ihanet, ihanet, yalan, saygısızlık, kabalık,kötülük,iki yüzlülük, çıkar, tahammülsüzlük katmıyor muyuz?İçine ediyoruz işte her şeyin kavramların anlamlarını değiştiriyor ama farkına varmıyoruz.Bize kalanlarla yetinmeye çalışıyoruz ama bunlar eksildikçe bizden de bir şeyler eksiliyor.Kendimiz avutmaktan başka çaremiz yok ve her gün yaşadığımız bu hayatta hikayemizin herkesten farklı olduğunu düşünmekten de.Ama başka bir açıdan bakacak olursak sevgi bize yetinmeyi öğretti! Yani İncil'de geçen o tanımlamalardan hepsine birden sahip olamasak da aralarından seçmek zorunda bırakıldığımız  bir kaç güzel ifadeyi katabildik sevgimize.Ve o zaman anladık ki 'Sevgi yetinmekmiş.'


NoT:Bu konuda daha fazla konuşabilirdim ama ağzımdan çıkacaklar zamanla isyana dönüşecek diye korkuyorum ama neyse ki bana birde bunu öğretti sevgi;Sus!

12 Ağustos 2010 Perşembe

Kendime Not

Kimseye hak ettiğinden çok değer,onun hissettirdiğinden çok sevgi  vermeyeceksin.
İnanmayacaksın kolay kolay sana güveniyorum demeyeceksin güveneceksin mutlaka ama en çok kendine güveneceksin.
Karşındakini de senin gibi bilmeyeceksin başkadır o seni üzer,kırar yapmaz ben yapmam çünkü demeyeceksin.
Hayaller kurmayacaksın haddinden fazla hayal olduğunu bileceksin gerçekleşmediğinde yıkılmamak için ulaşılması imkansızı istemeyeceksin.
Kendini farklı sanmayacaksın hiç kimseden körü körüne inanmayacaksın.
Bildiğinden şaşmayacaksın kimse için kendini kandırmıcaksın olmazı oldurmaya çalışmıcaksın.
Seni üzenin arkasından gitmeyeceksin senin için bir adım atmayan için sen koşmayacaksın.
Bir şeyleri değiştirmenin elinde olduğunu sanmayacaksın tek başına başarabileceğini düşünmiceksin bütün yükü üzerine alıp çırpınmıcaksın.
Konuşmayacaksın kendini bitirene kadar kimsenin düşünemediğini zorla anlatmaya çalışmıcaksın.
Bir hatayı ikinci kez yapmıcaksın,yaptırmayacaksın.
Fedakar olmayacaksın fedakarlık görmedikçe. 
Sen varken yanında olmayanı,kötü günü iyi günü ayırt edemeyeni, üzülmeyi bilmeyip üzmesini bileni dürüst olduğunu savunup dürüstlüğü kullananları uzak tutacaksın kendinden.
Zaman harcamayacaksın boşuna kendini yıpratmayacaksın geçen zamanla.
Sana ne söylerse söylesin kimsenin sözüne güvenmeyeceksin,inanmayacaksın.
Hepsinden önemlisi bunları yaşasan da  her şeye rağmen kendin gibi kalacaksın!

ders alınacak şeyler bunlar!

3 Ağustos 2010 Salı

Ayrıntı'

Kapıyı açtım.
İçeri girdim.
Dağınık değildi.Tanıdık değildi.
Beklediğim gibi değildi.Sanki benim değildi.
Yabancıydım.
Eşyalara baktım.durması gerektiği gibi değillerdi bir kenara yığılmış beni bekliyorlardı.Bavulumu açtım koydum teker teker.Tekrar sahibi oldum o andan sonra yine benimdiler.
Sakladıklarımı aldım elime götürmek zorunda olduklarım ufak tefek anılarım.Daha sonra fotoğraflar geçti kimisi dolabımda yapışık duruyordu hala teker teker çıkardım onları da arkalarındaki banttan ayırdım diğerleri de çekmecedeydi görmek istemediğim zamanlarda kaldırmıştım onları.Hepsini birden elime aldım.O'anlarım.o zaman düşündüm fotoğraf çekilmek çok güzel bir şey diye uzun uzun baktım teker teker bazen gülümsedim kimisi o günü hatırlattı kimisi sevdiklerimi kimisi keşke dedirtti bana kimisi hatırlattı unuttuğum duyguları.Güzel bir şeydi.Fotoğrafları severdim en az fotoğraf çekilmeyi sevdiğim kadar.Aldım onları da koydum bavuluma yine benimdiler.
Her şeyi toparladım kapının önüne çıkardım son bir kez göz attım kapıyı çekerken.İçimden geçenler tam olarak şunlardı: ne kadar çabuk geçti zaman, odaya ilk geldiğim günü hatırladım eşyaları yerleştirdiğimi şimdi toparlamak için oradaydım ve artık oda bomboştu.O çekyatta arkadaşlarımla yaşadıklarım gülümsetti beni çıkarken gördüğüm çekyatın duruşuna bakınca.Dramatize edecek bir şey yoktu güzeldi her şey ama daha güzellerini yaşamak için çekiyordum kapıyı.Ayrılamayacağım bir yer değildi nasılsa.
Son anda baktım unuttuğum bir şey var mı diye dolabımın üstünde küçük bir kutu çarptı gözüme benim için en özel şeylerin olduğu bir kutuydu o.Her şeyi almıştım o kalmıştı orada neden bilemedim ama sonradan düşündüm almamam mı gerekiyordu o küçük kutuyu diye.Ama aldım işte.Unuttuğum tek şey oydu onca eşya içinden belki dedim ilahi bir şeydir olması gereken budur kalmalıydı orada  ama son anda gözüme çarpmasına engel olamadı hiç bir şey.Yine aldım,getirdim koydum bavuluma o da benimdi.-Sonra açıp bakmadım o küçük kutunun içine yeni evimde yeni yerine koydum gözüme çarpmayacak tıpkı o dolabın üstündeki gibi zamanla unutulacak bir köşeye-
Odaya göz attım tekrar bu sefer emindim.Buydu hepsi bu kadardı.Benim olan hiç bir şey kalmamıştı artık.
Kapıyı çektim.
Gittim.

27 Temmuz 2010 Salı

böyle bir hal içindeyim!

1.KISIM:

O'AN
      Bugün kaçmadım yağmurdan kulaklığımı takıp yavaş yavaş yürüdüm filmlerdeki o sahnelerden mi etkilendim bilmiyorum ama gerçekten keyifliydi.Farklı bir şeymiş herkes oyana buyana kaçarken ben küçük adımlarımla aldırış etmeden yürüdüm insanların içinden.Hiç acalem yokmuş gibi,hiç ıslanmıyormuşum gibi.Yağmurun ıslatması bile hoştu!Müzik dinliyor olmama rağmen duydum gök gürültüsünü.Küçük sevimli kız modlarına girmiyeceğim korkmadım gök gürültüsünden sadece irkildim.Sanırım çalan müziğin de etkisi vardı bu ruh halimde.Ayrıca yürüdüğüm sokaklar,geçtiğim yollar,okuduğum tabelalarda tetikledi bu değişik  halimin dahada değişmesini.Sonra biriktirdiklerim,sustuklarım,içimde kalanlar,söyleyemediklerim,söylemek istediklerimin aklımdan geçenler,yarım kalanlar,geride bıraktıklarım,hatırladıklarım,ayrıntılar birleşip dolaştı kafamda...Yalan değil düşündüm bu anı anlatmayı yazarsam nasıl olur,nelerden bahsederim,nasıl cümleler kurarım diye.Bazen anlatmak güzel oluyor.Bir kişinin bile umurunda olmadığını bilsem de yazıyorum yine de..İçimden konuşurken hep birine anlatıyorum derdimi ona konuşuyorum sürekli.Ama duyan biri yok!Kimse yok!Kimsemiz yok!

Kimsenin anlamasını beklemediğim şeyler bunlar!

24 Temmuz 2010 Cumartesi

Tatil Kırıntıları

        Konuşabileceğim milyonlarca (abarttım sanırım) yüzlerce konu arasından seçtiğim konu bu..Tatil kırıntıları..Tatil deyince hemen aklınızda beliren deniz kum güneş tabi ki bundan şüphem yok.Bende tam ondan bahsedeceğim bana göre plaj hayatından..
        Kızlar için plaj aslında çekinilen bir yerdir.Çünkü,bazıları fazla kilom var,selülitlerim çıkıyor,yok efendim göbeğim var,aman rengim peynir gibi böyle insan içine çıkamam falan der.Hatta tatile gitmeden solaryuma giren kızlar tanıyorum:) ilginç ama var böylesi de..Benim de derdim plajdaki hanzolar vede güneşlenirken rüzgarla ve bazı dikkatsiz insanlarla gelen kum tanecikleri.Hangi insan güneşlenirken kum sever ki?Neyse yaşadığım bir kaç küçük ayrıntıyla giriyorum mevzuya..

        Geçen gün güneşlenirken böyle tam da yatmıyorum dirseklerimi yere koyarak hafif  sırtım havada gözlüklerimi de takmışım bakıyorum denize yüzenlere etrafta ne var ne yok diye.Yalnız başıma düşünüyorum..Bir anda kafamı bir çevirdim! O kocaman ekstra büyük şambrel şeklindeki deniz simidi bana doğru yuvarlanarak geliyor ama kocaman böyle ıslanmış bide toplamış bir sürü kum yuvarlana yuvarlana geliyor Aman Tanrım!Korkulu rüyam..anladım kaçış yok  ben doğrulana kadar zaten çarpacak bacağımı uzattım tak! durdu,bütün kum üzerimde..Hayda...ben o kadar dikkat edeyim yağlanayım güneşlenmeye hazır duruma geleyim aptal bir şambrel beni ezmeye kalksın..Neyse içimden saydıktan sonra bakıyorum sahibi kim diye gelen giden yok öyle baya takıldım ben şambrelle sonra bir ufaklık geldi 'ablaaa!bu bizimde buraya gelmiş!' iyi dedim al sonra aldı şambreli kendinin 3 katı var rahat ufaklığın ayakları da yanıyor kumda koşa koşa gitti :) Bende tekrar suya girdim kumlarından arındım falan..Sonra bir gün denizdeyim kulaçlar atıyorum dipten dalıyorum öteden çıkıyorum bir daha dalıyorum yüzücülüğümü konuşturuyorum ;) herkesin deniz de yapması gereken şeyler aslında yani..Neyse sonra ben bir yerden çıktım bir baktım adamın teki deniz yatağında tamam hadi bu normal ama elma yiyordu ya baya uzatmış ayaklarını bir eliyle oyana buyana götürüyor yatağını bir eliyle de elmasını hatır hutur yiyor..:S ben daha bu görüntüyü sindirememişken arkadaşı olduğunu anladığım insana şey dedi-o da deniz yatağında- 'sigarayı getirmeyi başaracah mı lan?' yuh dedim yine içimden diğer bir arkadaşından da sigara istemiş..adamdaki keyfe bak aşmış yani bunu gördüğüm insanları denizlerden uzak tutsunlar istiyorum.Ayrıca sigaranın gelip gelmediğini göremedim bir daha daldım uzaklaştım oradan.

Dip not:
Şambrelin yazılışını googledan baktım az önce hiç tahmin ettiğim gibi değilmiş ayrıca meraklılarına şambrel de şöyle bir şeydi bundan bir küçük sanırım ama bulamadım görsellerde;



18 Temmuz 2010 Pazar

Sosyal Ağ Sendromu!


Evet!

Bu aralar hemen hemen herkeste olan hastalığın adı bu.Şimdi durup düşünelim.
 1-Günde kaç kere internete bağlanıyoruz?
 2-Facebook,twitter,formspring ve firendfeed üyeliklerimiz var mı?
 3-Yukardaki sorulara cevabın evetse şimdi hastalık tespiti için soru geliyor.'Bu sitelerde ne kadar online oluyorsun?'
!!!Cevabın işim olmaz,15-20dk gibi şeylerse hiç okuma bu yazıyı ve çek git.Amma!
!!!Cevabın 4 5 6 saatlere kadar çıkıyor hatta hiç çıkmıyorum ki ise sen de hastasın arkadaşım!

 

     Dikkat ettiysen sen de dedim çünkü ben hastayım bu illet yaz tatili ve can sıkıntısıyla birleşerek bana da bulaştı.Biliyorum sende aynı haldesin yapacak bir şey yok en azından gündüzleri dışarı çıkmak bu sıcakta kolay gelmiyor televizyonda izlenecek bir şey yok evde yapılabilecek her şeyi yapsan da (kitap-dergi okumak,ev işleri-eğer bayan isen-) geriye zamanın kalıyor ve sende ister istemez uzatıyorsun elini bilgisayarın power tuşuna :)
      Bakılacak olursa facebook sanal bir hayattan çok gerçek yaşam yerini aldı hani yazılan iletiler,paylaşılan videolar,yapılan yorumlar baya yaşam alanımız olup çıktı.Hatta gün içerisinde şunu facebookta yazayım şu resmi paylaşayım diye aklımızdan geçiyor.Farkındayım!
      Twitter var bir de orada da aynı sosyalliğim sürmekte oradaysa kendi kendime konuşmanın rahatlığını yaşıyorum isteyen bulaşır isteyen bulaşmaz ama yaşantımızı soyutlaştırmak hoşumuza gidiyor yalan mı?
      Formspring ise değişik bir heyecan öyle pek bir numarası yok sorulan soruları cevaplamak bazen anonim gelen sorularda bunu kim sormuştur diye düşünmek biraz da olsa eğlendiriyor insanı.
      Friendfeed bu son sosyal ağım!Bu yazıyı yazarken bir yandan da üye oldum hem meraktan hemde sosyal ağlar üzerine yazarken tek kalan ağada üye olarak bilgi vermek istedim şuan için pek anlayamadım biraz twitter ı andırıyor.Bakalım bunu da çözeceğim!

Ayrıca merak edenler için;
https://twitter.com/_ates_
http://www.formspring.me/ates
http://friendfeed.com/ates34

2 Mayıs 2010 Pazar

Yolcu Olmak Başkadır

         Uzun süren yolculuklar yapan herkes bir şeyler öğrenir.Yeni bir yer öğrenir,yol öğrenir,sabretmeyi öğrenir,dar bir yerde oturup uzun süre kalkmamayı öğrenir.Ama bunların yanında hiç istenmeyen şeyler de yaşanır yolculuklarda.Benim yaşadıklarımı sıralamak gerekirse;


*Evden kaçan kızın yanında oturup sabaha kadar onun manyak yaşam öyküsünü dinledim.Baya ilginç geldi doğrusu.Bana sırrını paylaştı niye bilmiyorum ama sahiden bir ruh hastası olduğuna karar verdim.Saatlerce konuşup kulaklığı taktığımda dürtmelerine mağdur kaldım muavinden o indikten sonra büyük geçmiş olsun dileklerini aldım.Kaç kişinin başına gelebilir ki?
*Yan koltukta oturan adamın bitmek bilmeyen tespih çekişine yaklaşık 6 7 saat kulak misafiri oldum.(Kulak misafiri mi?:S)Her ne kadar müzik dinleyip bastırmaya çalışsam da algıda fena seçiciyimdir.'Çat!Çat!Çat!'
Adamın surat ifadesi uyarmak için bile dürtmemi engelledi açıkçası.Bu konuda biraz psikopatım biliyorum.Yani adamın yaklaşık kaç saat uyuduğunu ne şekilde ttespih çektiğini falan anlatabilirim yolculuk sonrasında.Ama o pek normal değildi eli hiç durmaz mı bi insanın bir an uykuya dalıyor gözünü açar açmaz devam ediyor.Fena bağımlı olmuş yazık.

*Bu çok sıradan herkesin başına gelir ama sümüğünü genizden huaaaak! diye çeken insanla hep itici hatta iğrenç gelmiştir bana.Ama birde otobüste kaçış yerinin olmaması ve uyumaya çalışırken duyulması hiç hoş olmuyor.Aynı şekilde horlayan yolcularda çok rahatsızlık verir.Nedense hep bana yakın oturur böyleleri.Bu insanlara toplu yaşamın öğretilmesini istiyorum.



Otobüs de verilen molalarda enteresandır.Yani gecenin 4'ünde hiç bilmediğin bir yerde hiç tanımadığın insanlarla beraber bir kargaşa içinde olursun böle uyuyup uyanan tiplerin suratsızlığını görürsün,gayet anormal bir durum.Bir de farklı bir havası var dinlenme tesislerinin sanki hiç bitmeyecek bir koşuşturma sürekli gelip geçen hayatlar değişik insan manzaraları vs.filmlere konu olabilir.



Neyse;Bana Göre tek başına yolculuk yapmak güzeldir ama yolculuk yaparken gördüklerimle,farkına vardıklarımla güzel anlatılmayan bir çok ayrıntı görüyorum hoşuma gidiyor.Bir de düşünmeye çok fırsatı oluyor insanın hayaller kurmaya.yaşadıklarını gözden geçirmeye ölçmeye,tartmaya.Dikkat edilmesi gereken şey de toplu yaşamanın kuralları.Yani şu bahsettiğim rahatsızlık verici durumlar da olmasa mükemmel olur yolculuklar hele ki benim gibi fazla rahatsız olan insanlar için.


         Kısacası seviyorum yolculukları bir de varılacak yer özlenen bir yerse heyecan dolu bir zaman dilimidir tatlıdır,hoştur yaşanılasıdır.

2 Nisan 2010 Cuma

Farkında mısınız?


Vize Haftası

Finaller gibi gümbür gümbür değil de daha sinsi sinsi gelir bu vize haftası havaların ısınması ile aynı zamana denk gelir hemen hemen sıcak havayı görüp coşan üniversiteli heyecanını dizginlemek zorunda kalır yoksa sonunun pek iç açıcı olmayacağını bilir,aslında bilmek zorundadır.T.Ü de iki hafta süren bu zaman dilimine girmeden önce öğrenci milleti afallar not toplama telaşına düşer fotokopiciler önünde uzun sıralar oluşur dönen muhabbetler de 'napıcaz ya?,bi sınav haftası çalışıyoruz bari doğru düzgün çalışalım,ay hiç çalışasım yok ama yaa,sen notu kimden aldın sende şu var mı ben sana şu notu vereyim sen bana şunu ver...'bıla bıla bıla...

Öyle yada böyle gelir çatar bu hafta ve...;
insanı ilişkiler zayıflar,saç sakal karışır,kızlar bakımsızlaşır,sigara kola kahve tüketimi artar,cafeler boş kalır,çalışkan arkadaşlar daha bir çok aranılır yeri gelir danışılır peşinde koşulur,stres arttıkça saçmalamalar başlar,sıkıntıya dayalı sivilceler oluşur,ders masası ile yakın ilişkiler kurulur sandalyeye olan bağımlılık artar,uykuya dayanabilme yeteneği gitgide düşer hatta ders çalışmamak için uykunun ne kadar dayanılmaz noktaya geldiğini düşünülür normalde hiç yatılmayan saatte yatılır,arkadaşlar çalışıp çalmadığı sorulan mesajlar yazılır o da çalışmıyorsa daha bir rahat çalışmamaya devam edilir,anne baba daha sık aranır ders çalışmanın zorluğu bölümün hiç kolay olmadığı anlatılır,vizeler bitsin şunu yapalım diye planlar kurulur vs..vs...

Anlayacağınız üzere böyle bir haftaya doğru emin olmayan adımlarla ilerliyorum istemeye istemeye.Benim gibi sınav haftası yaklaşan arkadaşlara sabır ve zihin açıklığı diliyorum:) bu süre içerisinde kendinize dikkat edin zira mazeret sınavları da can yakıyormuş..Herkese kolay gelsin dileklerimle beraber son olarak artık günlerimi geçireceğim masamı paylaşıyorum sizlere..ben gidiyorum masamdayım :)


26 Mart 2010 Cuma

Gel Fenerim GEL

 Derbiye iki gün kala içim sarı kırmızı doldu yine.Febe maçlarında herkes daha fazla heyecanlanır bu kesin ama bu sefer yine bir başka.İki takıma da bakıldığında skoru tahmin etmek pek mümkün olmuyor bu yüzdendir belki de.Bir yanda Trabzon'dan 1-0 malup ayrılmış Galatasarayımız'ın üzerinde birde eski başkan Özhan Canaydın'ı kaybetme üzüntüsü var.Ama liderlik hesapları yapıldığında bize galibiyet gerekli Bursa aldı başını gidiyor biri dur demeli bu demek oluyor ki bu maçla 3puan gelmeli yani en azından takipte olduğumuzun bilinciyle ilerleyelim,ilerlesinler.Febeden bahsetmek gerekirse de Ali Sami Yen'e gelicek takım.Bence onlarda da sağlam bir korku oluşmuştur son zamanlarda iyi olmadıklarını düşünüyordum ama toparlandılar gibi. Ama yine de rakip takımı bu sefer FARKLI bir şekilde ağırlayacağız gibime geliyor.
Bu arada peşimizi bırakmayan terslikler hala devam etmekte.Sakatlıklardan bahsediyorum evet.Bu noktada kulübün sağlık ekibine söyleyecek bir ton şey geçiyor aklımdan.Haftalarca süren sakatlıklara her gün yeni bir tane ekleniyor.Son olarak kaptanımız Arda sakatlanmış hemde idmanda.İşte buna çok kızıyorum böyle önemli bir maçta Arda gibi bir oyuncunun idmanda sakatlanması ne büyük dikkatsizlik.Oynaması pek mümkün değil gibi gözüküyormuş çok üzücü..İnşallah bir yolu bulunur ve febe karşısına çıkar kaptanımız.Neyse hepsini bırakalım da derbi gününü bekleyelim.

Söylemem gereken şeylerden bir kaçı;
-İnsan gibi oynanan Özhan başkanın değişiyle 'fair play' bir maç olsun.!
-Futbolcular birbirlerini sakatlamak için kafa göz girmesin birbirlerine.!

-İzlemesi zevkli bol gollü bir futbol şovu olsun.
-Adını anmak istemediğim 5numaralı febe oyuncusu akıllı olsun.!

-Taraftarlar destekleri tam,Sami Yen fenere cehennem olsun.!


-Ne olursa olsun GALATASARAY'IM şampiyon olsun!

12 Mart 2010 Cuma

Bana göre EDİRNE


Aslında İstanbul'da oturuyor olmama rağmen binlerce insanın yaptığı gibi bende üniversite okumak için başka bir şehre 4 yıllığına misafir olarak Edirne'ye geldim.İstanbul'da doğmuş büyümüş biri olarak benim gözümden Edirne ye bakmak isterseniz şöyle efenim;

-İstanbul'a 3 saat mesafede olması hafta sonları istediğim zaman İstanbul'uma gidebilme imkanını sağlıyor.Üstelik otobüs firmalarının rekabeti ile biletler 10 liraya kadar düştü.Bu da biz öğrencilerin baya işine yaradı doğrusu.
-Bilindiği üzere Edirne de deniz yok yani merkeze yakınsanız denize uzaksınız demektir.Ancak bir çok iç kısım şehirlerinden daha şanslı olduğumuzu hissettiren Meriç Nehrimiz var.Meriç ile ilgili ayrıntıları başka bir konuda geniş olarak yazarım ama bahar gelince bir ada havasına bürünür ve insanların etrafında piknik yaptığı bir kaç güzel çay bahçesinin olduğu su görmeye alışık olanların sevebileceği en azından avunabileceği bir yer.
-Herkesin ilk okul sıralarında öğrendiği bir şey de Edirne zamanında Osmanlı'ya başkentlik yapmış olmasıdır.Bunun izlerini görebileceğimiz,tarih kokusunu buram buram alabileceğimiz yerlerde mevcut.Başta Edirne'yle özdeşleşmiş Selimiye Camii ki bilmeyen yoktur varsa da ben söylemiş olayım Mimar Sinan'ın yaptığı Cami Edirne merkez de bulunuyor.Ve Şehrin girişinden bile muntazam bir şekilde görülüyor.Sonrasında Üç Şerefeli Camii,Beyazid Külliyesi Ve Müze bunlar gibi bir çok Osmanlı döneminden kalmış eserler var.
-Merkez çok büyük değil gerçi İstanbul ile kıyaslamamak gerekli ama yine de güzel ve kapalı çarşıyı andıran Ali Paşa Çarşısı var.Ufak tefek şeyleri ucuza bulabileceğinizi düşünüyorum.
-Trakya Üniversitesi evet benim de okuduğum güzel okulum da burada.Birçok kampüse dağılmış olan T.Ü söyleyecek fazla söze gerek bırakmayan Türkiye de ki diğer devlet üniversiteleri gibi normal bir okul.Öyle pek ahım şahım bir yanı yok yani varsa da ben henüz göremedim.
-T.Ü den bahsedince Edirne tam bir öğrenci şehridir.Daha çok bu tanım Eskişehir,Bursa gibi yerlere söylenir ama bence burası da tam anlamıyla bir öğrenci memleketi.Genç nüfus fazla otobüse bindiğinizde çoğunluğun öğrenci olduğunu görürsünüz yada tatillerde evlerine dönen öğrencilerin buraları nası boş bıraktığını.
-Cafelerden bahsetmedik hiç,aslında bu konuda tam anlamda gereksinimlerimizi karşılayamadı burası çok hoş yerler de var aslında ama sanırım bir kaç kere gidince bıkıyorsun yeni bir yer arayışına giriyorsun o zamanda eksiklikler ortaya çıkıyor.Ama yine de güzel vakit geçirebileceğiniz yerler mevcut.
-Ev kiraları da öğrenci memleketi dediğim şehirde gayet normal bir seviye de 500-600 liraya yakıt dahil gayet iyi evlerde kalan arkadaşlarım var.Ayrıca minibüsler de 75 kuruş her yere bir minibüsle gidebiliyorsunuz.Birde minibüslerde genelde muavin bulunur.Eğer Edirne ye ilk kez geldiyseniz hemen anlaşılır çünkü Edirneliler parayı uzatmadan önce muavin var mı diye sorar yoksa şöföre uzatır varsa yerine oturur muavini bekler.Ulaşım sıkıntısı gece yarısı olmadığı sürece pek mümkün değil.Ayrıca taksilerde taksimetre olayı hemen hemen bitmiş.Binince ne kadar vereceğini biliyorsun en uzak mesefe de aslında pek uzak değil :)
-Yerli halktan bahsetmek gerekirse gayet moderndirler hani mahalle baskısı gibi şeyler buraya pek uğramamış sevgililer gayet rahat gezer,kızlar gece sokakta korkmadan yürüyebilirler.Şuana kadar herhangi bir şey başıma gelmedi inşallah da olmaz ama gözüken bu.İnsanların rahatlıkları da konuşmalarına yansımış herkesin bildiği gibi 'beya' buarda pek sık kullanılır.Konuşmalarında bir melodi gibi gittikçe azalan bir tını vardır şimdi burada onu anlatamayacağım ama gerçekten de öyle.
-Buranın meşhur 3 şeyi vardır.Birincisi Tava ciğer.Her hafta düzenli olarak yerim mükemmel bir şey bağımlılık yapan bir tadı var ciğer sevmeyenlere de denemelerini tavsiye ederim aslında sevmeyip sadece Edirne usulu ciğer yiyen çok insan gördüm.İkincisi meyve sabunu.Meyve şeklinde hazırlanmış minik sabunlar daha çok süs amaçlı kullanılıyor.Üçüncüsü de süpürge.Evet bildiğimiz çalı süpürgesi zamanında burada yapıldığı için pek meşhurmuş sonraları malum elektrik süpürgeleriyle önemini yitirmiş.Ama hala süs amaçlı satılıyor.
-Ve artık son olarak söyleyeceğim bir şey de 1 tane de küçük bir stad var şehrimiz de 23 Kasım Stadı.Edirne Spor'un maçları orada oynanmakta.Merak edenler için Edirne spor renkleri de benim gönül verdiğim renklerden;sarı-kırmızı...Bir sonraki yazımın rengi de şimdi ortaya çıktı :) Neyse bu başlığı toparlamak gerekirse sevmek zorunda olduğum için midir bilmiyorum ama bu küçük şehre gayet alıştım güzel yaşanılası bir yer kış ayları çok soğuktur ama yine de keyifli yanları var yani en azından öğrencilik için hoş bir yer  denebilir.

Üniversite için şehir beğenen arkadaşların için dipnot: bu yazıyı okuduysan tercihleri yazarken burayı da göz önüne alabilirsin.. sen de yaz güzel oluyor ;)



11 Mart 2010 Perşembe

Bugün bir bloga sahibim!

Sanırım kişisel şeylerin yayınlanması,bireylerin kendi medyasını oluşturması bir çok insanın olduğu gibi benim de hoşuma gitti.Anladığım kadarıyla insanlar bu günlük mantığıyla oluşturdukları blogları çekinmeden,korkmadan birde paylaşmanın verdiği huzurla dolduruyor.Zaten benim de istediğim tam da böyle bir şeydi.'burası benim yerim istediğim gibi zırvalarım' olayım budur yani.Bakalım bu platformda  neler paylaşabilirim ama sanırım bana göre şeylerden bahsedeceğim bu adresi seçmemin sebebi de bu olsa gerek.
Bekleyelim,görelim..:)