Uzun süren yolculuklar yapan herkes bir şeyler öğrenir.Yeni bir yer öğrenir,yol öğrenir,sabretmeyi öğrenir,dar bir yerde oturup uzun süre kalkmamayı öğrenir.Ama bunların yanında hiç istenmeyen şeyler de yaşanır yolculuklarda.Benim yaşadıklarımı sıralamak gerekirse;
*Evden kaçan kızın yanında oturup sabaha kadar onun manyak yaşam öyküsünü dinledim.Baya ilginç geldi doğrusu.Bana sırrını paylaştı niye bilmiyorum ama sahiden bir ruh hastası olduğuna karar verdim.Saatlerce konuşup kulaklığı taktığımda dürtmelerine mağdur kaldım muavinden o indikten sonra büyük geçmiş olsun dileklerini aldım.Kaç kişinin başına gelebilir ki?
*Yan koltukta oturan adamın bitmek bilmeyen tespih çekişine yaklaşık 6 7 saat kulak misafiri oldum.(Kulak misafiri mi?:S)Her ne kadar müzik dinleyip bastırmaya çalışsam da algıda fena seçiciyimdir.'Çat!Çat!Çat!'
Adamın surat ifadesi uyarmak için bile dürtmemi engelledi açıkçası.Bu konuda biraz psikopatım biliyorum.Yani adamın yaklaşık kaç saat uyuduğunu ne şekilde ttespih çektiğini falan anlatabilirim yolculuk sonrasında.Ama o pek normal değildi eli hiç durmaz mı bi insanın bir an uykuya dalıyor gözünü açar açmaz devam ediyor.Fena bağımlı olmuş yazık.
*Bu çok sıradan herkesin başına gelir ama sümüğünü genizden huaaaak! diye çeken insanla hep itici hatta iğrenç gelmiştir bana.Ama birde otobüste kaçış yerinin olmaması ve uyumaya çalışırken duyulması hiç hoş olmuyor.Aynı şekilde horlayan yolcularda çok rahatsızlık verir.Nedense hep bana yakın oturur böyleleri.Bu insanlara toplu yaşamın öğretilmesini istiyorum.
Otobüs de verilen molalarda enteresandır.Yani gecenin 4'ünde hiç bilmediğin bir yerde hiç tanımadığın insanlarla beraber bir kargaşa içinde olursun böle uyuyup uyanan tiplerin suratsızlığını görürsün,gayet anormal bir durum.Bir de farklı bir havası var dinlenme tesislerinin sanki hiç bitmeyecek bir koşuşturma sürekli gelip geçen hayatlar değişik insan manzaraları vs.filmlere konu olabilir.
Neyse;Bana Göre tek başına yolculuk yapmak güzeldir ama yolculuk yaparken gördüklerimle,farkına vardıklarımla güzel anlatılmayan bir çok ayrıntı görüyorum hoşuma gidiyor.Bir de düşünmeye çok fırsatı oluyor insanın hayaller kurmaya.yaşadıklarını gözden geçirmeye ölçmeye,tartmaya.Dikkat edilmesi gereken şey de toplu yaşamanın kuralları.Yani şu bahsettiğim rahatsızlık verici durumlar da olmasa mükemmel olur yolculuklar hele ki benim gibi fazla rahatsız olan insanlar için.
Kısacası seviyorum yolculukları bir de varılacak yer özlenen bir yerse heyecan dolu bir zaman dilimidir tatlıdır,hoştur yaşanılasıdır.
2 Mayıs 2010 Pazar
2 Nisan 2010 Cuma
Farkında mısınız?
Vize Haftası
Finaller gibi gümbür gümbür değil de daha sinsi sinsi gelir bu vize haftası havaların ısınması ile aynı zamana denk gelir hemen hemen sıcak havayı görüp coşan üniversiteli heyecanını dizginlemek zorunda kalır yoksa sonunun pek iç açıcı olmayacağını bilir,aslında bilmek zorundadır.T.Ü de iki hafta süren bu zaman dilimine girmeden önce öğrenci milleti afallar not toplama telaşına düşer fotokopiciler önünde uzun sıralar oluşur dönen muhabbetler de 'napıcaz ya?,bi sınav haftası çalışıyoruz bari doğru düzgün çalışalım,ay hiç çalışasım yok ama yaa,sen notu kimden aldın sende şu var mı ben sana şu notu vereyim sen bana şunu ver...'bıla bıla bıla...
Öyle yada böyle gelir çatar bu hafta ve...;
insanı ilişkiler zayıflar,saç sakal karışır,kızlar bakımsızlaşır,sigara kola kahve tüketimi artar,cafeler boş kalır,çalışkan arkadaşlar daha bir çok aranılır yeri gelir danışılır peşinde koşulur,stres arttıkça saçmalamalar başlar,sıkıntıya dayalı sivilceler oluşur,ders masası ile yakın ilişkiler kurulur sandalyeye olan bağımlılık artar,uykuya dayanabilme yeteneği gitgide düşer hatta ders çalışmamak için uykunun ne kadar dayanılmaz noktaya geldiğini düşünülür normalde hiç yatılmayan saatte yatılır,arkadaşlar çalışıp çalmadığı sorulan mesajlar yazılır o da çalışmıyorsa daha bir rahat çalışmamaya devam edilir,anne baba daha sık aranır ders çalışmanın zorluğu bölümün hiç kolay olmadığı anlatılır,vizeler bitsin şunu yapalım diye planlar kurulur vs..vs...
Anlayacağınız üzere böyle bir haftaya doğru emin olmayan adımlarla ilerliyorum istemeye istemeye.Benim gibi sınav haftası yaklaşan arkadaşlara sabır ve zihin açıklığı diliyorum:) bu süre içerisinde kendinize dikkat edin zira mazeret sınavları da can yakıyormuş..Herkese kolay gelsin dileklerimle beraber son olarak artık günlerimi geçireceğim masamı paylaşıyorum sizlere..ben gidiyorum masamdayım :)
26 Mart 2010 Cuma
Gel Fenerim GEL
Derbiye iki gün kala içim sarı kırmızı doldu yine.Febe maçlarında herkes daha fazla heyecanlanır bu kesin ama bu sefer yine bir başka.İki takıma da bakıldığında skoru tahmin etmek pek mümkün olmuyor bu yüzdendir belki de.Bir yanda Trabzon'dan 1-0 malup ayrılmış Galatasarayımız'ın üzerinde birde eski başkan Özhan Canaydın'ı kaybetme üzüntüsü var.Ama liderlik hesapları yapıldığında bize galibiyet gerekli Bursa aldı başını gidiyor biri dur demeli bu demek oluyor ki bu maçla 3puan gelmeli yani en azından takipte olduğumuzun bilinciyle ilerleyelim,ilerlesinler.Febeden bahsetmek gerekirse de Ali Sami Yen'e gelicek takım.Bence onlarda da sağlam bir korku oluşmuştur son zamanlarda iyi olmadıklarını düşünüyordum ama toparlandılar gibi. Ama yine de rakip takımı bu sefer FARKLI bir şekilde ağırlayacağız gibime geliyor.
Bu arada peşimizi bırakmayan terslikler hala devam etmekte.Sakatlıklardan bahsediyorum evet.Bu noktada kulübün sağlık ekibine söyleyecek bir ton şey geçiyor aklımdan.Haftalarca süren sakatlıklara her gün yeni bir tane ekleniyor.Son olarak kaptanımız Arda sakatlanmış hemde idmanda.İşte buna çok kızıyorum böyle önemli bir maçta Arda gibi bir oyuncunun idmanda sakatlanması ne büyük dikkatsizlik.Oynaması pek mümkün değil gibi gözüküyormuş çok üzücü..İnşallah bir yolu bulunur ve febe karşısına çıkar kaptanımız.Neyse hepsini bırakalım da derbi gününü bekleyelim.
Söylemem gereken şeylerden bir kaçı;
-İnsan gibi oynanan Özhan başkanın değişiyle 'fair play' bir maç olsun.!
-Futbolcular birbirlerini sakatlamak için kafa göz girmesin birbirlerine.!
-İzlemesi zevkli bol gollü bir futbol şovu olsun.
-Adını anmak istemediğim 5numaralı febe oyuncusu akıllı olsun.!
-Taraftarlar destekleri tam,Sami Yen fenere cehennem olsun.!
-Ne olursa olsun GALATASARAY'IM şampiyon olsun!
Bu arada peşimizi bırakmayan terslikler hala devam etmekte.Sakatlıklardan bahsediyorum evet.Bu noktada kulübün sağlık ekibine söyleyecek bir ton şey geçiyor aklımdan.Haftalarca süren sakatlıklara her gün yeni bir tane ekleniyor.Son olarak kaptanımız Arda sakatlanmış hemde idmanda.İşte buna çok kızıyorum böyle önemli bir maçta Arda gibi bir oyuncunun idmanda sakatlanması ne büyük dikkatsizlik.Oynaması pek mümkün değil gibi gözüküyormuş çok üzücü..İnşallah bir yolu bulunur ve febe karşısına çıkar kaptanımız.Neyse hepsini bırakalım da derbi gününü bekleyelim.
Söylemem gereken şeylerden bir kaçı;
-İnsan gibi oynanan Özhan başkanın değişiyle 'fair play' bir maç olsun.!
-Futbolcular birbirlerini sakatlamak için kafa göz girmesin birbirlerine.!
-İzlemesi zevkli bol gollü bir futbol şovu olsun.
-Adını anmak istemediğim 5numaralı febe oyuncusu akıllı olsun.!
-Taraftarlar destekleri tam,Sami Yen fenere cehennem olsun.!
-Ne olursa olsun GALATASARAY'IM şampiyon olsun!
12 Mart 2010 Cuma
Bana göre EDİRNE
Aslında İstanbul'da oturuyor olmama rağmen binlerce insanın yaptığı gibi bende üniversite okumak için başka bir şehre 4 yıllığına misafir olarak Edirne'ye geldim.İstanbul'da doğmuş büyümüş biri olarak benim gözümden Edirne ye bakmak isterseniz şöyle efenim;
-İstanbul'a 3 saat mesafede olması hafta sonları istediğim zaman İstanbul'uma gidebilme imkanını sağlıyor.Üstelik otobüs firmalarının rekabeti ile biletler 10 liraya kadar düştü.Bu da biz öğrencilerin baya işine yaradı doğrusu.
-Bilindiği üzere Edirne de deniz yok yani merkeze yakınsanız denize uzaksınız demektir.Ancak bir çok iç kısım şehirlerinden daha şanslı olduğumuzu hissettiren Meriç Nehrimiz var.Meriç ile ilgili ayrıntıları başka bir konuda geniş olarak yazarım ama bahar gelince bir ada havasına bürünür ve insanların etrafında piknik yaptığı bir kaç güzel çay bahçesinin olduğu su görmeye alışık olanların sevebileceği en azından avunabileceği bir yer.
-Herkesin ilk okul sıralarında öğrendiği bir şey de Edirne zamanında Osmanlı'ya başkentlik yapmış olmasıdır.Bunun izlerini görebileceğimiz,tarih kokusunu buram buram alabileceğimiz yerlerde mevcut.Başta Edirne'yle özdeşleşmiş Selimiye Camii ki bilmeyen yoktur varsa da ben söylemiş olayım Mimar Sinan'ın yaptığı Cami Edirne merkez de bulunuyor.Ve Şehrin girişinden bile muntazam bir şekilde görülüyor.Sonrasında Üç Şerefeli Camii,Beyazid Külliyesi Ve Müze bunlar gibi bir çok Osmanlı döneminden kalmış eserler var.
-Merkez çok büyük değil gerçi İstanbul ile kıyaslamamak gerekli ama yine de güzel ve kapalı çarşıyı andıran Ali Paşa Çarşısı var.Ufak tefek şeyleri ucuza bulabileceğinizi düşünüyorum.
-Trakya Üniversitesi evet benim de okuduğum güzel okulum da burada.Birçok kampüse dağılmış olan T.Ü söyleyecek fazla söze gerek bırakmayan Türkiye de ki diğer devlet üniversiteleri gibi normal bir okul.Öyle pek ahım şahım bir yanı yok yani varsa da ben henüz göremedim.
-T.Ü den bahsedince Edirne tam bir öğrenci şehridir.Daha çok bu tanım Eskişehir,Bursa gibi yerlere söylenir ama bence burası da tam anlamıyla bir öğrenci memleketi.Genç nüfus fazla otobüse bindiğinizde çoğunluğun öğrenci olduğunu görürsünüz yada tatillerde evlerine dönen öğrencilerin buraları nası boş bıraktığını.
-Cafelerden bahsetmedik hiç,aslında bu konuda tam anlamda gereksinimlerimizi karşılayamadı burası çok hoş yerler de var aslında ama sanırım bir kaç kere gidince bıkıyorsun yeni bir yer arayışına giriyorsun o zamanda eksiklikler ortaya çıkıyor.Ama yine de güzel vakit geçirebileceğiniz yerler mevcut.
-Cafelerden bahsetmedik hiç,aslında bu konuda tam anlamda gereksinimlerimizi karşılayamadı burası çok hoş yerler de var aslında ama sanırım bir kaç kere gidince bıkıyorsun yeni bir yer arayışına giriyorsun o zamanda eksiklikler ortaya çıkıyor.Ama yine de güzel vakit geçirebileceğiniz yerler mevcut.
-Ev kiraları da öğrenci memleketi dediğim şehirde gayet normal bir seviye de 500-600 liraya yakıt dahil gayet iyi evlerde kalan arkadaşlarım var.Ayrıca minibüsler de 75 kuruş her yere bir minibüsle gidebiliyorsunuz.Birde minibüslerde genelde muavin bulunur.Eğer Edirne ye ilk kez geldiyseniz hemen anlaşılır çünkü Edirneliler parayı uzatmadan önce muavin var mı diye sorar yoksa şöföre uzatır varsa yerine oturur muavini bekler.Ulaşım sıkıntısı gece yarısı olmadığı sürece pek mümkün değil.Ayrıca taksilerde taksimetre olayı hemen hemen bitmiş.Binince ne kadar vereceğini biliyorsun en uzak mesefe de aslında pek uzak değil :)
-Yerli halktan bahsetmek gerekirse gayet moderndirler hani mahalle baskısı gibi şeyler buraya pek uğramamış sevgililer gayet rahat gezer,kızlar gece sokakta korkmadan yürüyebilirler.Şuana kadar herhangi bir şey başıma gelmedi inşallah da olmaz ama gözüken bu.İnsanların rahatlıkları da konuşmalarına yansımış herkesin bildiği gibi 'beya' buarda pek sık kullanılır.Konuşmalarında bir melodi gibi gittikçe azalan bir tını vardır şimdi burada onu anlatamayacağım ama gerçekten de öyle.
-Buranın meşhur 3 şeyi vardır.Birincisi Tava ciğer.Her hafta düzenli olarak yerim mükemmel bir şey bağımlılık yapan bir tadı var ciğer sevmeyenlere de denemelerini tavsiye ederim aslında sevmeyip sadece Edirne usulu ciğer yiyen çok insan gördüm.İkincisi meyve sabunu.Meyve şeklinde hazırlanmış minik sabunlar daha çok süs amaçlı kullanılıyor.Üçüncüsü de süpürge.Evet bildiğimiz çalı süpürgesi zamanında burada yapıldığı için pek meşhurmuş sonraları malum elektrik süpürgeleriyle önemini yitirmiş.Ama hala süs amaçlı satılıyor.
-Ve artık son olarak söyleyeceğim bir şey de 1 tane de küçük bir stad var şehrimiz de 23 Kasım Stadı.Edirne Spor'un maçları orada oynanmakta.Merak edenler için Edirne spor renkleri de benim gönül verdiğim renklerden;sarı-kırmızı...Bir sonraki yazımın rengi de şimdi ortaya çıktı :) Neyse bu başlığı toparlamak gerekirse sevmek zorunda olduğum için midir bilmiyorum ama bu küçük şehre gayet alıştım güzel yaşanılası bir yer kış ayları çok soğuktur ama yine de keyifli yanları var yani en azından öğrencilik için hoş bir yer denebilir.
Üniversite için şehir beğenen arkadaşların için dipnot: bu yazıyı okuduysan tercihleri yazarken burayı da göz önüne alabilirsin.. sen de yaz güzel oluyor ;)
Üniversite için şehir beğenen arkadaşların için dipnot: bu yazıyı okuduysan tercihleri yazarken burayı da göz önüne alabilirsin.. sen de yaz güzel oluyor ;)
11 Mart 2010 Perşembe
Bugün bir bloga sahibim!
Sanırım kişisel şeylerin yayınlanması,bireylerin kendi medyasını oluşturması bir çok insanın olduğu gibi benim de hoşuma gitti.Anladığım kadarıyla insanlar bu günlük mantığıyla oluşturdukları blogları çekinmeden,korkmadan birde paylaşmanın verdiği huzurla dolduruyor.Zaten benim de istediğim tam da böyle bir şeydi.'burası benim yerim istediğim gibi zırvalarım' olayım budur yani.Bakalım bu platformda neler paylaşabilirim ama sanırım bana göre şeylerden bahsedeceğim bu adresi seçmemin sebebi de bu olsa gerek.
Bekleyelim,görelim..:)
Bekleyelim,görelim..:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
