19 Kasım 2013 Salı

Orada olan, burada kalır!

     Hiç kendimi yormadan ve neden uzun süredir yazmadığımı açıklamadan konuya girmek istiyorum. Zaten bir açıklaması da yok. Yazmadım işte..Ama şimdi neden yazıyorsun derseniz, ki ben olsam sorardım onun da cavabı 'yazmak istiyorum' olacaktır. Ne kadar basit ve düz bir mantıkla hayatımı idare ettiğimi görebilirsiniz.
Anlatmak istediğim bazı şeyler var. (Kahrolsun bağzı şeyler!:)

Öncelikle şuan Polonya'dayım yaklaşık 3 ay burada keyif çatmaya geldim.Amacımı; 'fırsatları değerlendirmek' olarak bir başlık altında toplayabilirim. Şöyle ki; Yurt dışı deneyimi kazanmak istiyordum ve aynı zamanda İngilizce konuşup pratik yapmam gerekiyordu. İkisi bir arada şuan gayet iyi gidiyor.Gelelim asıl anlatmak istediğim şeylere; Gözlemlerim..

İlk olarak buraya Ukrayna üzerinden geldiğimle başlamalıyım. İlk yurt dışı maceram Ukrayna'nın sözde %85 kadın nüfusuna sahip Lviv şehrinde başladı. Sözde kelimesini kullandım çünkü herkesin bildiğinin aksine Lviv kadın dolu bir şehir değil, gerçek oran %55miş. Gayet normal bence. Her neyse;

Lviv, Türkiye'ye oranla çok daha geride kalmış bir şehir. Sanırım hala 1990'larda yaşıyorlar. Ülke kendi para birimi olan Grivni'yı kullanıyor. Ve 1€ yaklaşık 11 Grivni ediyor. Birazcık parası olan Ukrayna'da kendini acayip zengin hissedebilir çünkü fiyatlarda acayip ucuz.

İlk izlenim olarak hoş bir şehir tarihi yapılar, değişik mimarı eserler var. Ancak günümüze bakıldığında hala çok geri kalmış bir teknoloji kullandıklarına değinmeden geçemeyeceğim. Özellikle ulaşım konusunda..Araçlar o kadar eski ve yıpranmış ki Polonya'ya geçiş için kullandığımız otobüs (ülkeler arası ulaşım sağlayan bir otobüsten bahsediyorum) tahmin edemeyeceğiniz kadar eski ve konforsuz. Aradaki mesafe 280 km olmasına rağmen Lublin'e varmamız yaklaşık 8 saat sürdü. Bunun sebebi otobüsün maximum 60 km hıza ulaşabilmesi. -Hayır çocuklar şaka yapmıyorum.- Avrupa'nın soğuğunu klimanın olmayışını da göz önünde bulundurursak üşüyerek geçirdiğimiz unutulmaz bir yolculuktu. Bunun dışında, herkesin en çok merak ettiği şey 'Ukraynalı kadınlar'. Bu konuda tek söyleyebileceğim hakikaten mükemmel bir güzellikleri olduğu. Hepsi kalemle çizilmiş hatlara sahip ve oldukça bakımlılar. Gerçi bana göre bakışları çok donuk, donuk ama mavi gözlerle donuk. Pif..
Bir kaç Ukraynalı ile konuşma fırsatımız oldu (zaten yabancı dil bilen sayısı çok az yol tarifleri konusunda sıkıntı yaşamak muhtemel taksici ile anlaşabilmek bizim için bir mucizeydi), oradaki Türk algısının nasıl olduğu üzerine bir konuşma geçti ama tahmin ettiğiniz üzere hiç iyi bir şey duymadık. Çünkü tek söyledikleri 'Türk erkekleri buraya sadece kızlar için geliyor' demek oldu. Bu durumu sokağa çıkıp bir cafede otururken onayladık. Orada yaşayan bir Türk erkeği ile karşılaştık (yanında bir ukraynalı kız) ve gece hayatını Türklerin kalkındırdığını anlattı. Hiç şaşırmadık. Her ne kadar Türk erkekleri hakkında atıp tutsalar da onlarda bu durumdan memnun gibi. Bilemiyorum..

Toparlamak gerekirse Lviv'de iki gün geçirdik. Farklı bir şehir ama size mükemmel şeyler yaşadım diyemeyeceğim çünkü lanet olası şehir deli gibi soğuk ve yağışlı.Türkiye'den tişörtlerle gelip bir anda öyle bir soğuğa düşünce hafif bir depresif mod yarattı ama neyse ki orada fazla durmamız gerekmiyordu. - Sanki Polonya sıcakmış gibi-
Her neyse;
Aslında size bahsedeceğim kendimi daha iyi hissettiğim yerler var mesela Prag, Viyana, Budapeşte.. Ama onları diğer yazıma taşımaya karar verdim.
Görüşmek üzere.!

21 Aralık 2012 Cuma

Kıyamet kopsa, yine de vazgeçmem!

Bütün dünyanın kilitlendiği insanların 'kıyamet kopacak' diye çılgınlar gibi hareketlendiği bugün kocaman bi hiç olarak sonlandı.

Her ne kadar insanlar bugünü bekliyor gibi gözükse de, benim gözlemlediğim kadarıyla herkes bu durumun bol geyikli muhabbetlerinin dibini ekmekle sıyırma peşinde. Kimsenin gerçekten kıyamet kopacağını düşündüğünü falan yok yani. Sosyal medyada dönen geyikler başta olmak üzere, ben de bu durumla acayip eğlendim. Özellikle, Şirince köyü ve oraya giden insanlarla ilgili yapılan yorumlar beni benden aldı. Oradaki insanlarla hiç acımadan, hunharca dalga geçiliyor ama sorsan bir çoğu gezmek için gitmiş, hadi vatandaşı geçtim hani ünlü akını olacaktı? Saba Tümer Şirince'ye gitmiş yanına Yaşar Nuri Öztürk ile program spikeri bildiriyor şuan buranın en ünlüsü sizlersiniz diye. Düşünün artık durumun vahimiyetini. Kıyametten korkup bir yere sığınma fikri ne kadar aptalca gelse de, insanların bunlara inanarak kalkıp bir ton yol gelmesi daha da aptalca. Bütün bu asılsız fikirlere rağmen, Şirince halkı kıyamet turizmi diye bir şey olacak sandı belki turist ithal edemedik yurt dışından ama az da olsa bir kazanç sağladıklarını düşünüyorum. Özellikle 'kıyamet menü, kıyamet shop ve mayalar ile ilgili hediyelik eşyalar' oldukça yaratıcı. :)

Mayalara göre sadece takvimin sonu olmasına ve kıyametle ilgili hiç bir söylemede bulunmamalarına rağmen insanlık tarihinin en büyük troll hareketini yapmış oldular. Bütün dünyanın kitlendiği bir gün olarak tarihe geçeceğine inandığımız 21 Aralık 2012 insan yaşamı boyunca bilinmeyen gün kıyameti bizlere hatırlatmaya devam edecek gibi.
Unutmayalım ki bugünü farklı kılacak tek şey en uzun gece olması. Doya doya gece yaşayın, herkese iyi geceler!:*

20 Aralık 2012 Perşembe

Temas'sız

Hangimizin kulaklığı bozulduğunda elimizle temas sağlamaya çalışmadık? Hangimizin bilgisayarın şarj kablosu bozuldu da doğru noktayı bulana kadar kurcalamadık? Sorarım size, kim bunlar gibi bir çok şeyden birini tatmamış olabilir?
Televizyon izlemeyi severim ancak izleyecek bir şey bulamadığım için tercih etmeyen ben, salondaki televizyonu kapatıp odama geldim.İçeride arka fonda ses olarak kullandığım alet, birazda uyurken fon yapsın diye düşündüm. Açtım, görüntüde hafif bir cızırtı vardı, dedim hadi üşenmeyeyim de anten girişindeki kabloyla azıcık uğraşayım, nasılsa olur. Allah da beni kahretmesin nereden üşenmedim de kalktım elimi sürdüm, düzelecek umuduyla her seferinde daha da beter oldu bir ara görüntü komple gitti, yüksek sesle cızıldamaya başladı. Gecenin bir vakti kendimi nasıl bu kadar gaza getirdim bilmiyorum ama az çok anlarım bu işlerden artık nasıl coştuysam kablonun ucunu söktüm temassızlığı giderecek şeyi buldum, dedim sen mi büyüksün ben mi bir ton uğraştım kendi çapımda ve sonunda tekrar topladım eski haline getirdim. Denemek için televizyona taktım veeeeee! Allahın belası olmamış.
Ben hayatımda bu kadar karaktersiz, bu kadar yarım yamalak, bu kadar işgüzar bir şey görmedim, resmen tümüyle kendini imha etti. Gerçi benim katkılarım da unutmamak gerek ama nasıl bir olmamışsa artık olabilme ihtimali bile olmayacak bir hale getirmişim, yine kurcaladım eski teması bile yakalayamadım. Sonra paşa paşa yattım yatağıma. İntikam için bugünü bekledim birazdan yine uğraşacağım ama henüz kendimi hazır hissetmiyorum. :/


Neyse bu nereden geldiği belli olmayan konuyu nereye bağlayacağımı düşünecek olursam, hayatın içinden ufak tefek şeyler aslında bizlere küçük mesajlar veriyor diyebilirim. Temas problemi olmayan her şey takır takır çalışırken en ufak bir temassızlık bütün düzeni bozabiliyor hatta geri dönüşü olmayan sıkıntılara yol açıyor, insanlar da böyle birbirleriyle ilişkilerini sıkı tutup aradaki teması sağlayan, bir mesaj, bir arama ya da karşılıklı bir kahve içmek insanı ilişkileri yürütmemiz için gerekli olan temaslar. Eğer bunları göz önünde bulundurmadan yaşarsak arkadaşlık ilişkilerimiz cızıldar ve en sonunda kopup gider. Ve ne kadar uğraşsak uğraşalım düzeltemeyiz.

Kısacası; mesafeleri açmayalım gençler, temasları sıklaştıralım!


21 Ekim 2012 Pazar

Yani ben, ben işte

Uzunca bir aradan sonra yeniden yazıyorum.
Yeniden yazmak, yazmaya yeni başlamak kadar zor. Bu yüzden uzun sürdü sanırım ara verdikçe geri dönememek.

Anlatmam gereken pek bir şey olmadı.! diyemiyorum. Bu süre zarfında hayatım büyük ölçüde değişti.
Ama çok büyük bir ölçüde.

Öncelikle mezun oldum. Mezun olmak saçma sapan bir şey biliyor musun okur. Beni ensemden tutup farklı bir hayatın içine attılar. Afalladım, saçmaladım, şaşırdım ama toparladım. Kendi hayatımla bütünleştirdim sevdim bile, hem de çok sevdim. İyi ki dedim buradayım, buradaki yaşamı tatmışım, insanları tanımışım. Her şeye alışıyor insan bu doğru, alıştım. Sonra birden bire yine ensemden tutup çekip aldı bir el beni alıştığım hayattan. 4 sene sonra yine başa sardım. Şimdi, önceden tanıdığım o ortama yabancıyım.

Bir diplomam var. Soranlara mezunum diyorum, ister istemez gurur duyuyorum kendimle çevremdekilerin yüzünde de o ifadeyi sezebiliyorum. Ama 'E ne yapmayı düşünüyorsun' sorularının cevabını bilmiyorum, ben okuyunca doktor olmadım, avukat olmadım, öğretmen olmadım, mühendis olmadım ben iktisat okudum. Ama iktisatçı olamadım. Gidip kendime iktisat bürosu da açamadım. 'Bankaaaaalaaar' dediğinizi duyar gibiyim. Ama sandığınız gibi değil, gerçekten hiç bir şey hayal ettiğimiz gibi değil.

Keşke diyorum, bitmeseydi okul. Bitmeseydi de okuduğum yerde bıraktıklarıma bu kadar hasretle bakmasaydım. Onlara 'okulu bitirmeyin!' diye saçma sapan öğütler verirken yakalamasaydım kendimi. Öğrenciliğe doyulur mu bilmem, ama ben doyamadım. Her neyse, yapacak hiç bir şeyin olmadığının ve aslında olması gerekeni yaptığımın farkındayım. Hayata atılmam gereken günün bir gün geleceğini de biliyordum. Şimdi yine yürüyorum ne olacağını bilmeden, önümü göremeden.

Karamsar bir yazı gibi oldu ama hayatın bana getireceklerini de merak ediyorum aslında, ama tek dileğim zaman hızla geçerken hayat yavaş aksın. En azından oldu bittiye getirmesin bizi. Karamsar dedim ama cidden o kadar da değil aslında güzel şeyler de oluyor, ne bileyim şuan aklıma bir örnek gelmedi ama oluyor.Aha! Bayram geliyor kavurma yiyeceğiz.İşe mesela bu harika bir şey!

Ne diyeceğimi bilemedim şimdi,ama bu yazının sonu işte.Kafamı ve kendimi toparlayıp yine geleceğim. Bitti.

3 Aralık 2010 Cuma

TAŞINDIM!

Bayağıdır blog a yazı yazamadım.Evet ama sorun bir niye?-Niye dediğinizi farz ederek devam ediyorum.-
Öncelikle sınav dönemimin bunda büyük etkisi oldu  sınavlardan başımı kaldırıp zaman ayırmadım ve daha yeni kurtuldum.Bunun dışında da blog adresimi adıma bir siteye taşıdım.Sitenin yapımı ve yazıları aktarmak biraz zaman aldı.Bu konuda bana yardımcı olan hatta abartmayayım kendisinin yaptığı benim ona yardımcı olmaya çalıştığım arkadaşıma da huzurunuzda da teşekkür ediyorum.Adını vermeyi tercih etmiyorum ama iyi bir insan:)
Şimdi gelelim yeni siteme;











Aynı şekilde buradan da benim yazılarımı takip edebilirsiniz.

Not: Yeni evime eli boşta gelebilirsiniz hiç önemli değil çay olur,kahve olur,biraz gülücük,biraz mutluluk,biraz duygu paylaşımı olur yaparız işte bir şeyler :) Hepinizi bekliyorum..Sevgiler,saygılar..;)

4 Kasım 2010 Perşembe

Hobim Var Derdim Yok

Hangimiz kafam aşırı rahat,hiç bir sıkıntım,fazla kilolarım,dar omuzlarım,kısa boyum, alttan derslerim, ekonomik problemlerim, arkadaşlarımla alıp veremediklerim yok! diyebilir? Ben diyemem arkadaşım.İnsan bir çok şeyi çokta güzel kafasına takar, takmakla kalmayıp kendine göre yorumlar daha ilerisi için çılgınca şeyler kurar.İşte bu noktada sabretmek ve bunları kafadan uzaklaştırmak için yapılacak şeyler arar.Kimisi sokaklara atar kendini,kimisi alış veriş yapar, kimisi alkole vurur,kimisi dağlara taşlara koşar,kimisi ergenusluğa bağlar odasından çıkmaz, ya da belki de hiç bir şey yapmaz.Bende arada bir bunları tercih ederim tabi ama bu aralar yaptığım şey bunların çok dışında.Gördüğünüz üzere benim bahsettiğim şey.Puzzle!

Evet deli gibi puzzle yapıyorum uzun süreler başında oturup tek derdimin o parçayı bulmak olduğuna kendimi kaptırıyorum.Şurayı yapayım bitsin yok buraya şunu koyayım tamam diye diye saatleri geçiriyorum.Bu sırada alttan dersmiş,yok canımı sıkan  şeyler varmış,biraz kilo aldım ben,ne yapsam olmuyor gibi şeyler düşünmüyorum.Çünkü ciddi anlamda zor bir hobi.O küçük parçaların hepsi aynı deniyosun olmuyor bazen aynı parçayı aynı yere bir çok kez koymaya çalışıyorsun.Bu esnada düşünecek fazla bir sorun kalmıyor en fazla yarın ne giyerim diye düşünüyorum bazen de yaparken acıkıyorum bir şeyler olsa da yesek falan o kadar.Öyle de iyi oluyor ki anlatamam uykun gelene kadar uğraş sonra misler gibi kafanı yastığa koy.Ağrısız tasasız sıkıntısız uyu.

Fazla uzatmadan diyeceğim;Bu bir tavsiye yazısıdır.Eğer evinizde uzun süreler kullanmadan durabilecek bir masanız yada her hangi bir köşeniz var ise ve ayrıca başında oturabilecek kadar sabra sahipseniz,siz de puzzle yapın!Ayrıca eve gelen arkadaşlarınızdan 'Vaov nasıl yaptın' övgülerini aldığınızda içinizde ister istemez minik şirin bir kendinle gurur duyma hissiyatı beliriyor ve arkadaşlardan bazılarının bir an heveslenip başına koyulduklarında bir parça dahi yerleştiremedikleri zaman yani yaptığınız işin ne kadar emek gerektirdiğini anladıkları an  bu minik şirin gurur tavan yapıyor ve daha da bir hoş oluyor.Kısacası dostlar siz de yapın güzel oluyor!Herkese tavsiyeler sonra da sevgiler.

25 Ekim 2010 Pazartesi

Birazda Futboldan Bahsedeyim.

Derbi 
        Futbolu sevdiğimi koyu Galatasaray taraftarı olduğumu söyleyerek başlayayım-gerçi bahsetmiştim-Koyu dedim fark ettiyseniz.Ciddiyim.Bu yüzdende dünkü maç hakkında düşüncelerimi belirtmem gerek hem önemli bir maçtı.Derbiydi.
        Maç izlemek için hazırlanmaya başladım bu sefer formamı giymedim 'Peşindeyiz' tişörtümü giydim bir nevi totem yaptım değişiklik yaparak.Hazırlanırken yine bütün marşları söyledim evde bağıra çağıra.Yine atkımı taktım yolda yürürken de devam ettim tezahüratlara. Tamam takımın içinde olduğu durumun farkındayım Fenerbahçe'yi on senedir Kadıköy'de yenemediğimizin de.Bir yanım umutlu bir yanım umutsuz yani.Olsun dedim yensek de yenilsek de.-Berabere bitti iyi mi?-
Başlarda klasik bir derbiydi yine biz süper oynuyorduk yine güzel şutlar çekiyor ama golü bulamıyorduk her zaman oynar gol atamaz olduğumuz için yine dedim saçma bir şekilde bir gol yeriz bir daha da toparlanamaz takım.Pino'nun şutları dediklerimi kanıtladı zaten.Ama o Yobo yok mu?Sarı lacivertlilerin yatıp kalkıp şükretmesi gereken oyuncuydu ayrıca kaleci Volkan da aynı şekilde.Bir ara 'Ellerin kopsun Volkan' dedim.Yine ciddiydim.
Sandığım kadar stresli bir derbi değildi yani renktaşlarım için ama bu sefer Fenerbahçe'nin ucuz kurtulduğunu orada burada gördüğüm biz yata yata izleriz maçı yok efendim 3 puan garanti diyenlerin maç arasında ellerini açıp dua ettiklerini görmek ciddi anlamda korkulacak bir futbol olduğunun göstergesiydi.Haftalar sonra takım gerçek bir takım gibi oynadı.Seyircinin desteği de yok sayılamaz tabi orada olan iki bin sarı kırmızılı taraftar için Saraçoğlu'nu susturup bizim tezahüratlarımızı dinlettikleri için ayrıca teşekkürler.Maçın nerede olduğunu bilmeyen bir insana dinletsen Ali Sami Yen sanacak kadar iyiydi.
         Aynı zamanda her zaman yapılan çirkinlikler ki bu konuda bir tek lacivertlilere konuşmuyorum her takım taraftarının arasından çıkan manyaklar olduğu gibi burada da vardı ve en dikkat çekeni şüphesiz ki; lazer tutan adam!Tam bir makaraydı lazer tutulan insanları çok göstermiştir kamera ama lazer tutan adamı göstermelerine ilk defa şahit oldum.Hele ki oyuncuya kaleciye lazer tutmasını anladım diyelim hani oyunu etkilensin motivasyonu bozulsun gözü geçici olarak göremesin falan da teknik direktöre lazer tutmak nedir arkadaşım neyin kafasını yaşıyorsun sen?Neyse..
        Kısacası Galatasaray taraftarı olarak maçın berabere bitmesine sevinmedim,evet yenilmediğimize sevindim ama yenemediğimize de üzüldüm çünkü gerçekten kazanabileceğimiz bir maçtı. Yıllar sonra bu düzeni bozmuş olmak fena  bir  adım sayılmaz. Duruma bakılacak olursa da diyeceğim şudur ki Fenerbahçe iki puan kaybettiği Galatasaray'ın 1 puan kazandığı maç olmuştur.Dilerim ki seneye daha iyi bir futbolla ve kırılan şansızlığımızla Kadıköy'den galip ayrılırız.O zamana kadar çenelerini kapattığımız Fenerbahçe taraftarları ve umutları tazelenen renkdaşlarım düşüncem şudur ki hiç bir şey olmasa da 'İyi ki derbiler var' ortak paydasında buluşabiliriz.Hayata renk katmak gerek.Sevgiler.


23 Ekim 2010 Cumartesi

Telepati

Gebze-Harem
Bundan bir kaç gün önce Harem otogarına gitmek için içinde bir kavanoz zeytin,mandalina,bir kaç elma,2 tane muz,küçük sütler,bir kaç giysi,1 paket bebek bisküvisi ve dondurma kabına konulmuş kalburabastı bulunan sırt çantam,elimde de bir poşet ve yandan asılan başka bir çanta ile birlikte minibüs beklemeye koyuldum.İlk gelen minibüs çok doluydu binmedim sonraki gelen daha boştu ama yine bana oturmak için yer yoktu minibüse binerken kollarımla kapının iki yanından tutup kendimi ileri itmeye çalışırken çantamın iyice ağırlaştığını beni geriye doğru çektiğini fark ettim bir hışımla attım kendimi minibüse şöför koltuğunun arkasına sırt çantamı çıkarıp bıraktım ayaklarımın yanına koyduğum eşyalarımla yolculuğuma başladım.
Tam eşyalarımı koyduğum yerin yanında benim yaşlarımda bir kız oturuyordu o kızı fark ettiğim andan sonra başladı her şey.Ya benim psikopat hayal gücümle ya da şansla bilemiyorum baya baya telepati kurdum ben bu kızla.Aramızda şu diyalog geçti.

ben     -Durağa kadar yürüdüm sırt çantam o kadar ağır ki!
O kız  -Evet belli çok bitkin görünüyorsun.
ben    -Farkındayım.Aslında oturmaya ne kadar ihtiyacım var bilemezsin.Çok yoruldum.
o kız  -Tamam ben de kalkıyordum zaten o zaman kalkar kalkmaz sen otur yoksa şu adam hemen yerime geçebilir.
ben   -Tamam o halde eş zamanlı olarak hareket edelim.
o kız  -Tamam

Aynen bu diyalog yaşandı aramızda sadece konuşarak olmadı ama gerçekten bunun olduğuna yemin edebilirim!Düşüncelerimizle anlaştık garip bir bağ kurduk.Kız ne anladı ne anlatmak istedi bilmiyorum belki alakası bile yok ama ben bakışlarımla bunları anlattım o bakışlarıyla bunları cevapladı.Hele ayaktaki yolcu adama bakıp tekrar bana bakması hadi ben kalkıyorum bak sen otur yoksa adam kapar demeye çalışması vallahi yaşadım ben bunu ya.Garip bir durumdu ama bazen oluyor sanırım böyle şeyler ve oturduktan sonra fark ettim ki tanımadığım kızları sevmiyor olmama rağmen o artık bana yardım eden az da olsa tanıdığım biriydi o kızı o an çok sevdim canım kız. Telepatiğimsin! Sevgiler..

18 Ekim 2010 Pazartesi

Seviyorum ve Nefret Ediyorum

İstanbul            
Daha köprüden geçerken deli gibi hissediyorum bu şehre olan hayranlığımı her gelişimde uzun uzun bakıyorum  iç geçiriyorum hoş bir duygu oluyor içimde değişik ama gülümseten bir şey.Bilirsiniz belki..
Hayranıyım ama hiç niyetim yok burada yaşlanmaya gizli bir ömür törpüsüymüş gibi geliyor. İnsanlar, trafik, kalabalık her şey potansiyel stres taşıyor.Sabah insanların yüzü beş karış iş çıkışı on karış.Herkes memnuniyetsiz bakışları atıyor etrafına çünkü burada yaşamanın yükü ağır,burada mesafeler hep uzun,yollar hep çekilmez insanlar hep sıkıntıda.Şehir adamı yutmaya çalışıyormuş gibi kimsenin umurunda olmadığını çok küçük ve güçsüz olduğunu vuruyor sanki yüzüne.Alabildiğine gösterişli,ışıklı,manzaralı.Sevgili gibi bir şey İstanbul.Hem çok sevip hem nefret ettiğin kopamadığın bir sevgili.
Doğup büyüdüğüm şehir diye böyle düşünüyorum belki ama uzaktan bakanlara da değişik cilveleri var bu kıtaları birleştiren tek şehrin.Fısıldayıp insanları buraya çağıran bir sesi var bence.Burada zaman geçer mutlaka geçer ama yaşamak zordur yaşıyorum diyemezsin öyle kolay kolay.Korkular belirler senin hayatını en basitinden park yeri bulamama korkusuyla gidemezsin bir yerlere,geç saatte çıkamazsın sapığı var manyağı var derler,bazen evinin camını açmak bile korkutur dışarıdaki gürültü yüzünden, hele devletle işin varsa kalabalık şehrin devlet daireleri de psikopattır saatlerini alır sonuç vermez bürokrasi kokusu sarmıştır duvarlarını.

Bunlara rağmen mükemmel bir yerdir İstanbul ama bir bakıp çıkacaksın hemen vede arayı sıkı tutacaksın. Arada bir boğaz kokusu alacaksın,çayını içeceksin adalara karşı,gezeceksin taksim sokaklarında,alışveriş merkezlerine gireceksin.Sonra döneceksin asıl yaşanılası memleketlere.Böyle olursa tadından yenmez zaten özlemler her zaman iyidir aşkı sıcak tutar :)

Kısacası ben yine geldim buralardayım ama döneceğim geri ve bir gün tümden geri döndüğümde de yeni planlar yapacağım başka bir yerde yaşamak için.Eğer burada yaşamam gerekirse de beni buraya bağlayacak ve saydığım sebepleri görmemi engelleyecek çok iyi sebeplerim olur umarım.-çok para veren iş yeri,çok sevilen sevgili falan- Neyse Ertesi gün gidiyorum bayramda gelip elini öpeceğim İstanbul'un ;) sevgiler..

13 Ekim 2010 Çarşamba

İnternet Olmasaydı?

Bu cümleyi duyduğunuz anda yutkunuyor yada durup düşündüğünüzde ‘cidden ya ne yapardık?’ diyorsanız..Olmuşsunuz siz olmuşsunuz!Yani internetin hayatımızda ki önemini anlamış ve bundan sonra her zaman ona ihtiyaç duyacağınızın farkındasınızdır.
Her zaman söylediğim gibi internet kavramına sonsuz saygı duyarım. Hatta bu saygı sınıfa öğretmen geldiğinde aya kalkılarak gösterilen saygıdan daha gerçek ve içtendir. Ayrıca Google diye bir arama motorunun varlığına da her daim şükredip onu icat edene sevgilerimle beraber teşekkürlerimi sunarım. Buradan da sunmuş olayım
En basitinden hala anlam veremediğim şeylerden biri ansiklopediler. Of onlar neydi öyle ya!24 cilt meydan larousse! (yazımına google dan baktım)Hepimizin evinde zamanında anne babamızın ayırdığı  en güzel köşede bir nevi kültür göstergesi olarak sergilenen ansiklopediler.Şimdi ne kadar anlamsız kaldı internet sayesinde.Zaten koskoca okul hayatımda toplasan 2 kere bakmışımdır o ansiklopedilere geri kalan zamanlarda da annem tozunu al dediği için dokunmuştum o harika bilgi birikimlerine.
Aslında sadece internet olarak bakmayın teknoloji büyük veli nimet. Böyle zamandan kazandıran aynı zamanda iş gücü ve paradan da tasarruf edeceğimiz her şey başımızın tacıdır. Kötü örnek olmayayım ama bedavadan mp3 indiriyoruz, film indiriyoruz sonra bir çok programı indirip kullanabiliyoruz. Yani insanların sınırsız ihtiyaçlarına bir şekilde olumlu karşılık veren bu güzel şey bizi dışarı çıkıp aramak zorunda olduğumuz alışveriş ürünlerine de bir tıkla kavuşturuyor.Sonra internet sayesinde artık sevgili olabilmek çok daha kolay! Arkadaş ortamında gördüğün birini facebookda aramayan kişinin hayat damarlarından biri kopmuş demektir. Bu facebook sayesinde ne gönüller bir oldu ne sevgililer kavuştu. Of ne acı günlermiş ya birini beğensen çaktırmadan bakabileceğin bir yer bile yok illa dillendirip başkalarının aranı yapmasını bekleyeceksin. Fena ki ne fena. Kendi işimi kendim görürüm de dedirtti  bu modemle hayat bulan çok fonksiyonlu araç daha ne olsun!
          Neyse diyeceğim internet olmasa bitmiştik! Ve bir gün internet küt denek gider ve dünyada hiç kimse internete bağlanamazsa işte o zaman: doğanın düzeni bozulur, bir damla internet için kavgalar edilir, internet bulmak için tekrardan coğrafi keşiflere başlanır, ekosistemde bozulmalar ozon da delinmeler görülür , dünya ekonomisi ve barışı çöker 3. Dünya savaşı çıkar. Ve sonunda insan ırkının sonu gelir. Aman tanrım. Bunun olmasını istemeyiz değil mi? Canım internet. Ps: i love you!



Küçük Ama Etkili Sırlar..yea!

Facebook da mesaj kutuma gelen mesaj sayısını görünce bir şeyler olduğunu anlamıştım. Gelen kutusunu tıkladığımda hepsinin kızlardan geldiğini ve aynı olduğunu gördüm bir tanesini açtım ve okudum. Daha önce de yapılan 'Meme kanserine dikkat çekme oyunu' yine hortlamıştı. Hayda… Önce ki seferde sütyen renklerimizi yazmamızı isteyen topluluk şimdi cüzdanımızı nereye koyduğumuzu yazmamızı istemiş ve bunun bir sır olduğunu erkeklere söylememizi belirtmişti. -Kızların küçük sırrı ay ne tatlı-Sonlara doğru yapılan açıklamalarda bu olayın ne kadar ciddi olduğu anlatılmaya çalışılmış en ince ayrıntısına kadar yapılması ve yapılmaması gerekenler belirtilmişti. –Meme kanserinin ciddi olduğu değil oyunun ne kadar ciddi olduğu anlatılmış-  ‘Ne kadar güçlüyüz görelim!’ Hurraaaa..!
Sonra ana sayfamdaki masanın üstüne, sandalye, yatağımın üstüne,komidine,ayakkabılığa tarzındaki durum iletilerini anlamaya başladım.Demek bu oyuna dahil olan insanlardı bunları yazanlar.Kimsenin düşüncesini yadırgamıyorum ufak tefek oyunlarla eğlenmek gayet insani bir şey bana göre de.Ancak bunu 'meme kanserine dikkat çekmek' için yapıldığına inanmak içimden gelmedi yani erkeklerle ne alakası olabilirdi ki?Onların anlamayacağı bir şeyler yapıp merak ettirmek bize ne şekilde bir aydınlanma sağlayabilir?Hala bilmiyorum.
Herkesi bu söyleyeceğime dahil etmiyorum tabi ki ama bazı ciğerini bildiklerim merak uyandırarak o bildirimler kısmında yanan kırmızı balonun üstündeki sayının artmasıyla mutlu oluyorlar. Ve bu mutluluklarını erkeklerin dikkatini çektiklerini bilerek sekize katlıyorlar.Hadi cüzdan neyse de o sütyen olayı neydi ya..Eşeğin aklına karpuz sokmanın ne anlamı var be hemcinsim?Neyse sonra erkeklerin iletileri de şekillenmeye başladı hemen anlamışlar olayı keko tarzlarıyla dalga geçtiler bir güzel.Onlarda ayrı bir alem zaten.Neyse bir süre sonra gelen mesajla bende eğlendim.’Yine olmadı yine başaramadık erkekler ne yapıp edip öğrendiler’ te allam...yorumlardaki muhabbetleri bazılarının söylemesini falan geçtim sevgilisinde şifresi olan tirilyon insan var bu ülkede erkek orda mesajları görünce çat tıklıyor sonra sen ortaya çıktı diye üzül..e mutlaka çıkar zaten de bu kadar kısa sürede olması?Ne kattı ki şimdi bize.O mesajdan sonra bana yine ilk gelen mesaj tekrar geldi daha birilerinin haberi bile olamamış yani
J hey alam..Ayrıca o öğrenildi diye kahrolun mesajın devamında ‘bu sefer daha başka bir şey yapacağız’ diyor.Başka bir direktif daha yani.  ulen hani meme kanseriyle bilinçleneceydik? Bari birkaç şey belirtin işte her yıl şunca kişi kanser oluyor bunu engellemek için şunu yapalım erken teşhis için şu gerekli falan. Hem oynayalım hem onca insana iletilen bu mesajla bir şeyler öğrenelim.Yok yani bu böyle olmaz arkadaşım.Böyle şeyleri seviyorum da kendi çapında eğlenmek oluyor.Her şey erkeklerin dikkatini çekmek için yapılıyor gibi.Aslında önemli bir konu bu meme kanseri lisede bu konuyla ilgili bir şeyler öğrenmiştim oradan biliyorum.Bu yüzden madem bu kadar yazdın sen de bir halt öğretmedin be ateş! Diyenler için de sadece elinizin altındaki nimeti kullanmanızı google a sorarak her şeyi öğrenebileceğinizi hatırlatmak isterim. Öğrenecekseniz öğrenin gençler! Sevgiler..

Bu Anı Unutma!


         Bu cümleyi sadece çok mutlu ve huzurlu olduğum zamanlarda kurarım. Çünkü öyle kalmayacağının farkında olur ve o anı olduğu gibi hatırlamaya çalışmak isterim genelde.‘Bu anı unutma çünkü bitebilir ve bir daha yaşanmayabilir.’ demek istiyorum aslında.  Öyle anlardan bazılarında abartıp kendime yandaşlarda bulurum - bana o mutluluğu huzuru yaşatmış ya da bunlara şahit olan biri olabilir- bu görüntüyü aklında tut derim hatta unutma bak soracağım diye de tehdit ederim. İçin de tedirginlik bile var. Bir de bu anı unutma nedir ya sanki söylemezsem unuturum. Hey allam!
Yine öyle bir an yaşadım aynı şeyleri içimden geçirdim birkaç gün sonra kendi kendime hatırlatmaya çalıştığımda ki o bu gün oluyor aklıma ne kadar garip olduğu geldi. Yani ne kadar ilginç mutluyum harika bir an yaşıyorum ama bunu unutmak ve bir daha yaşamamak adına tedirginim demek ki sadece mutlu olabildiğim bir an olmamış hep içine biraz da endişe katmışım. Yada endişe edebileceğim kadar güzel anlar yaşamışım ya da tam tersi.Bilmiyorum..Bir anormallik var.Bence bir ben değil tabi herkes böyle anlar yaşamıştır. Ama mesele o anın değerini bilmek olsa gerek. Sonuçta insanız o an harikaysa neden tadını çıkarmayayım da kendimi ayrıntıları düşünmekle boğayım? Ama yapıyorum hep yapıyorum ve aklıma gelen şeylerden biri; Sonradan pişman olmayacağım bir şey olmayacağını nerden bilebilirim? Oluyor. Ya o an beni mutlu eden bana milyon lira çıkmış olması da olabilir mesela. Aşırı sevinebilirim ben buna –kesin sevinirim- ama filmlerde görüyoruz deliler gibi para var ya tabi birden girdiğin ortamlar değişiyor farkında olmadan absürt insanlar çat diye hayatına giriyor sonrada bende para olduğu için paramın peşine düşüyorlar bir ton kötülüklerin içine sokuyorlar filan sonra parayla saadet olmaz ana fikri bir de hayatının içine edilmiş bir insan kalıyor elimizde. Buradan ne anlıyoruz başta paraya sevindim sonradan bütün kötülükler başıma geldi olabilirdi de olmayabilirdi de o yüzden misler gibi sevindin. Kısacası ben bunu şu şekilde çözdüm ‘Zamanında iyi olan hiçbir şeyden pişman olma!’ Öylede yapıyorum kolay kolay pişman olmuyorum çünkü saçma yaşarken iyiydi güzeldi sonradan üzülmek hayıflanmak neye yarar ki bu yöntemle hayatı yaşanabilir kılıyorum. Herkese de tavsiye ediyorum. ;) Aslında demek istediğim unutulmayacak anlar yaşıyoruz ama o anı olduğu gibi hatırlamak kimse için kolay bir şey değil çünkü o anı bozabilecek neler yaşıyoruz yaşanmışlıklar üzerine. Bu yüzden hafızamızda tuttuğumuz şeylerin yeni anılarımıza zarar vermemesi için arada bir reset atmak iyi olur yada en azından gülümseyerek hatırlayacak şekilde kalmasını sağlamak.
Çalış insanoğlu!sevgiler..

23 Eylül 2010 Perşembe

Ergenlik dönemini icat edenin!

Şimdi ergenlik hakkında engin bilgilerimden bahsedeceğimi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.Ben sadece ergenler hakkında bahsedip gidicem.Geçen bir tanesine denk geldim facebookda.Oysa ben gayet masumane bir şekilde oyun oynuyorum aklımda bir ergenle yüzleşeceğim gelmiyor yani.Sonra bir evlatcık -kendisi rakibim oluyor-gelmiş bana o küçücük elleriyle bir organdan bahsetmeye çalışıyor yabancı olduğu için ingilizce yazıyor tabi:) neyse ben dikkate almıyorum neticede ergen oyunumu oynamaya gelmişim 5dk sonra bitecek.Zaten yeniliyorum da.Dedim sus ve asaletini koru Ateş! Öylede yapıyordum yetişkin bir birey gibi davranıyor sakinliğimi koruduğum için içten içe 'aferin lan helal kız sana ne kadar olgun bir insansın büyüdün sen be heeey' falan diyordum.taki bu veled-i zina bana oyunun sohbet sayfasını aşıp özel mesaj göndermesine kadar.Bir baktım aynı muhabbeti orada da devam ettiriyor kendi çapında bir cümleler filan.Allah'tan İngilizce ayıp şeyleri de öğrenmişiz zamanında he yoksa eblek eblek kalacaktık elin gavuruna. Sonra ilahi bir güç ile oyunu lehime çevirmeyi başardım üstüne üstelik sonradan yendim mi bunu.Heyt!Bunun etkisiyle bana şöyle bir hava geldi -yemişim yetişkin bireyliği be! gel oğlum sen buraya dedim sadece bir cümle kurdum ve çocuk bir daha hiç bir şey yazmadı.Benim bu sakin tavrımdan sonra böyle bir şey beklemedi sanırım garibim.-Cümlemi söylemem tabi ama cidden iyiydi ;)-
Neyse bu neyi düğü belli olmayan zıpırlar ülkemizde de fazlasıyla mevcut.Bazılarına acıyorum.Daha 13 14 yaşlarında ellerinde sigarayla görüyorum okul çevrelerinde üstlerinde forma, ağızları lağım gibi küfür saçıyorlar kendi aralarında konuşmalarında.Bazıları aramızdaki yaş farkını yada dediğinin ne olduğunu bilmeden laf bile atıyorlar.Bunların arasında ergen sıfatını en çok hak eden sürekli bunalımlara girip anaya babaya saydıran, hayatın hiç onu anlamadığını ve bok gibi olduğunu düşünen,duvara dayalı başlarını dizine koyup pozlar veren saçlarını giyimlerini anormal şekillere sokan ve en önemlisi kendini dünyanın merkezi sananlardır.Hey allahım manyaklara bak :) kimsiniz siz oğlum?Salak salak konuşma tarzınız var harfler bir değişik k yerine q yazmalar   götü başı dağıtmalar ne oluyor ya xD diye gülünür mü  garip misiniz siz nesiniz?Te allahım..Neyse yetişkin tavrımı koruyorum fazla bir şey demiyorum.Akıllı olun!Son olarak bide bu yavrucakların bazıları da ortam peşinde böyle 'Ooo karılar kızlar alkol para hepsi bizde bok' filan takılıyor gerçi çevremizde hala var öyleleri yaşı büyük olsa da biz yinede onlara ergen diyoruz.O dediklerimle bu dediklerim ciddi anlamda canımı sıkıyor benim yani ne kadar kız ellersem o kadar harika bir insan olurum ne kadar kimseyi sallamıyor takılırsam mükemmel bir havam olur efendime söyleyeyim hiç bir şey beni üzemez yok ben kimseyi sevmem kızlar bana hasta anam babam gereksiz konuşuyor çok yalnızım gideyim biraz rex'de takılayım falan...ööf ya içimi sıktınız.Neyse özet şu;gençler bir an önce büyüyün olur mu ? adam olun insan olun hayata atılın doğru Türkçe kullanın renkli kıyafetler giyinin ve fotoğraflarınızda yüzünüzü görelim..hadi öptüm.

22 Eylül 2010 Çarşamba

İstenmeyen Ot

Geçenlerde annemle Pendik istasyonda tren bekliyoruz.Biz geldiğimizde istasyon bomboştu her zamanki gibi kıl payıyla kaçırmıştık bir önceki treni.Neyse beklemeye razıydık oturduk bankların birine.Sonra bir kadın geldi kendi gibi bir kaç kadınla beraber yan banka oturdu.Bu kadına kadın deyip diğerlerini onun arkadaşı yapmamın sebebi bu kadında dikkatimi çeken ve asıl bahsetmek istediğim şey oldu.Mesele şu ki kadın iğrenç derecede sümüklü bir insandı bu hayatta nefret ettiğim 200 300 şeyden biride sürekli burun çeken insanlardır.Bir kere duydun mu o sesi bütün  engelleri aşar kulağına gelir illaki.Yani annemle devam ettirmeye çalıştığım sohbet çok basit bir engeldi sümük burun için.Arka fonda sürekli onun 'hıjşşk hıjşkkk' sesini duyuyordum.Algıda ne kadar seçici olduğumdan bahsetmeme gerek yok bence.
Baya saydım kadına annesine,genlerine,o burunun o derece büyük olmasına,hatta estetik diye bir şey var diye kadına yanaşmayı bile düşündüm 'oha be kadın her yerin burun olmuş git aldır yarısını' diyecektim,demedim.Sonra hiç üşenmedim ciddi ciddi dua ettim bu kadınla aynı vagonda olmayayım diye.Trenler yenilenmiş bu arada banliyö trenler böyle bayağı bir havalı olmuş gelen bakıyor bende şaşırdım ilk gördüğümde buna mı bineceğiz diye.Tren geldi biz istasyonun başındayız ben kafaya koydum kesinlikle bu kadınla aynı vagona binmemeliydim baktım ilerliyor bu öndeki vagonlara tamam dedim bindim zaten trenler tıkış tıkış sonra sonra fark ettim ki bizim makinistler daha bu teknolojinin son nimetine alışamamışlar durakları ayarlayamıyorlar o yüzden son vagona yetişen biniyor dolayısıyla son vagon aşırı kalabalık oluyor -akla gel!-
Gayet insanlarla içli dışlı değişik ortam kokularıyla ilerliyoruz.Alışıla gelmiş memleketimin insan manzaralarından işte ama yine de bir huzur hakim.Neyse tutunacak bir yer bulmak için biraz ilerlemeye karar verdik o tepeden asılı duran zımbırtılardan bir tanesine tutunabildim annemde bana tutundu öyle böyle ulaşım yapabilecektik.Sonra bi ses geldi 'aman yarabbi! bu ses bu ses... dedim içimden çok yakından geliyordu ama kesinlikle kafamı çevirmek konusunda çok kararsızdım gerçekten bu anı yaşadım zaten tepkilerimi kendim izliyormuş gibi ilginç bir şekilde göstermeyi severim durdum ve ve kafamı çevirdim.O kadın! Burnu gözüme girecek kadar yakınımda vede.Ciddi anlamda bunu yaşadım öbür kapıdan girmiş ve kader bizi yan yana zımbırtıları tutmamız için bir araya getirmişti.O an gerçekten kafamda şu belirledi.Atalarımız!Gerçekten bunu düşündüm.'İstenmeyen ot burnunun dibinde biter' bunu demişlerdi adamlar ya.Ne kadar ulvi insanlardı.Aynen dedikleri gibi oldu.Sanırım burun kelimesinin geçmesi hafızamda daha kolay bir etki yarattı ama.Ondan sonra şaşırmadım zaten başıma hep böyle şeyler gelir.O kadında burnu da hafızamda yer kaplıyor şimdi o kadar.

Gelelim şimdi bu konudan bahsetmemin sebebine.Şuan deli gibi grip olmuş durumdayım!Bu yazıyı yazarken en az 15-20 kere burnumu çektim.Evet tıpkı o kadın gibi! ancak sadece yalnız olduğum zamanlar burnumu sürekli çekerim bunu da belirteyim.Kısacası berbat bulaşıcı grip aylarındayız tavsiyem şudur ki kendinize dikkat edin,aşınızı olun,c vitamini falan filan ne gerekirse alın he yine de engel olamayıp sizde hastalanırsanız toplum içinde gelişi güzel burnunuzu çekmeyin..sevgiler..

19 Eylül 2010 Pazar

Güzelsen Sorun Yok Beybi!

Beni dellendiren bir konudan bahsetmek istiyorum şuan!Evet tam şuan!Çünkü bir yazı okudum ve aklıma geldi.Aldatmak üzerine yazılmış bir konu bir de bunu istatistiklere bağlamışlar.Yok efendim kadınlar kendilerinden çirkin adamları seçiyorlarmış ki adamın öz güven problemi olsun da kendisini aldatmasın.Bunun düz mantığını kurdum hemen kafamda o zaman dedim erkeklerde çirkin kadınlar seçer filan ama yazıda böyle bir şey yok!Ya arkadaş!Biz kızların niye böyle dertleri olmak zorunda.Ben de her insan gibi cillop gibi bir eşim olsun isterim yani güzel olayım olmayayım.O beni ben onu seçtiysem daha sonradan böyle bir sıkıntıyı niye yaşayayım ki?Ayrıca neden aldatılma korkusuyla baş başa bırakılan hep biz oluyoruz?Yani güzel kadınları seçen erkeklerin niye böyle bir korkusu yok?Yakışıklı olsa da olmasa da erkek her türlü aldatabilir mi demek oluyor bu?Dellendim dedim ya ardı sıra birikti kafamda bunca soru.Benim mantığımda böyle bir dünya yok çünkü.Bence aldatmak karakter ve kişilik meselesidir bunun dış güzellikle ya da her hangi bir konuyla alakasının olması pilavın içinde soğan aramak gibi saçma bir meseledir.Sevmekle alakası var mı derseniz.Aslında sevgiyle de alakası yok sevmiyorsan zaten aldatma durumuna da düşmezsin ilişkini kesersin aldatılma durumuyla karşı karşıya kalacak olan garibimle biter gider.Tabi buda biraz vicdan ve karakter gerektirir o ayrı.
Her neyse yine de böyle bir gerçek var mı derseniz olabilir yani çünkü erkeklerin çoğunda bu var kafaları bir başka çalışıyor.Birden çok kadınla beraber olmayı aynı anda idare etmeyi gurur kaynağı olarak görüyorlar işin içine sahip olduğundan daha güzel bir kadın girerse hele ohoooov!Gözleri öyle bir dönüyor ki peynir görmüş sıçana benziyorlar.Yapacak bir şey yok her ne kadar düzelmelerini dilesem de pek mümkün olmayacağından eminim öylelerine diyeceğim sadece şudur; Defolun bizim temiz ve polijini içermeyen dünyamızdan!

bilmeyenler için not: polijini=çok eşlilik

10 Eylül 2010 Cuma

Bayram Deyip Geçme Vatandaş!

Bayramları seviyorum.Cidden çok seviyorum bayramları anlamsız sıkıcı gelmiyor bana.İnsanlar zoraki de olsa giyinip ilişkilerini canlı tutma çabasına giriyor,mesajlar geliyor.Hiç rastlamadım ama öyle diyorlar küsler filan barışıyormuş.Güzel bir şey yani gerekli.Hem tatilde oluyor mis gibi bir şey işte bayramlar.
Eski bayramlardan bahsedecek kadar yaşlı değilim ama çocukken çocuk olmanın sevinciyle yaşanan bayramlar bir başkaymış gerçekten.Ben hatırlıyorum bayramlık kavramı vardı bizim ailede alırdık üst baş ayakkabı ıvır zıvır.Eve gelince giyer gezerdim bayram gelse de giysem diye dolanırdım ortalıkta.Şimdi bayramlar daha çok temizlik yapmayı, yıl boyunca hiç görmediğim bazı insanlarla garip muhabbetler içine girmeyi hatırlatıyor bana.Bir de durup düşününce ne garip dimi ya böyle sen evini temizliyorsun giyinip oturuyorsun kimlerin geleceği belli değil kapı çalıyor açıyorsun 'hooy hoy da hoy hoooy kimler gelmiş kimler' modunda şaşırma efekti eklemek zorunda hissediyorsun biraz kendini.Bayağıdır görüşmediğin o insanlarla bayramlaşma faslı var.mucuk mucuk!Sonra şeker,çikolata uzatıyorsun o nasıl bu nasıl sohbetlerine doyum olmuyor bu arada sonra tatlısını veriyorsun bitiyor iş.Görev tamamlandı!O da hemen kalkma hevesinde oluyor zaten ne konuşacaksın ki biraz daha otur diyorsun ev sahibisin diye tabi ama onlar hemen  daha bir sürü yere gideceğiz falan der.Bir kaç espri sıkıştırır araya haahoha diye diye yolcu edersin.Öyledir.
Garip muhabbetler dedim ya bana hala '-Okula alıştın mı?' sorusu geliyor ya!ben tüm şirinliğimle cevap veriyorum tabi hıı hıı tabi alıştım ister istemez alışmak zorunda oluyor insan hihihi şeklinde cevaplar veriyorum. 2 sene geçti be insan evladı.Alıştım tabi!
Garip muhabbetleri aşmış anormal insanlar var her sene aynı şeyi anlatıyorlar ve her seferinde ilk defa duyuyormuş heyecanı yaratmak zorundasın.Yoksa ölürsün!:P saygısız olursun yani.Bir tanesini anlatıyım -inşallah yazımı okumaz:) sanmıyorum zaten- neyse..Gerçi düşündüm de o eve yol alınca bizim ailedeki muhabbetler de aynı 'Gidicez şimdi aynı hikayeyi anlatacak 'diyorum ooff filan çekiyorum derinden babam çaktırma sende gül geç diyor uyarıyor beni bende ne yapayım saygı sonsuz boynumu öne eğip gidiyorum o eve doğru..; Bizim  mahallede bir adam bu anı anlatma ustası 40lı yaşlarda filandır tahminim.Bu insan evladıyla hiç alakam yok annesiyle bayramlaşmaya gidiyoruz onla da alakam yok da görevimizi yerine getirmeye gidiyoruz işte mahallemizin ninesi sonuçta.Oturuyoruz biz böyle herkes bakıyor eblek eblek ne desek diye tamam konu yok ama bari güncel meseleleri aç dimi yada  daha nasılsınız daha daha nasılsınız de o bile kabulüm artık.Bu her seferinde aynı biz 3 kız kardeşiz ilk önce adımı söylüyor ablamı ayırt edebiliyor ama ikimizi çok karıştırıyor diyor -hangisiydin sen?adımızı söylüyoruz (gülüşmeler) ondan sora ben olduğumu anlayınca bana dönüp '-Senin doğduğun gün var ya -evet diyorum yine gülümseyerek (içimden yine başlıyoruz diyorum tabi) ben tam o gün askere gidiyordum tam gideceğim gün hazırlandım birliğe teslim olmaya çıktım kapının önünde şunu gördüm işte bana dediler ki Boncuk ablanın (annem oluyor annemin adı boncuk değil uydurdum bu kelimeyi) yine kızı olmuş diyor suratıma bakıp bir sevinç nidası bekliyor bende;'Olley be! senin askere gideceğin gün doğmuşum!Vay anasını ne kadar şanslıyım 'diyerek koşarak sarılıyorum boynuna.Şaka tabi imkansız hayeller bunlar:) ama bence böyle bir şey bekliyor benden ama ben öööf yani!E biliyorum geçen bayram anlattın hatta ondan önceki bayramda anlattın... da diyemiyorum içimden geçiriyorum.tek diyebildiğim; -aa öyle mi hıhıh şansa bak demek ki 29 ağustosta gittin askere hhihih.bu!
Birde beni bunu dinlerken düşünün size anlatırken özet geçtim yine ama bu bir konuşmaya çalışıyor baya bir sürüyor ben artık buhranlar geçiriyorum orada kendi kendime harakiri planları yapıyorum,halının desenine,tatlının tadına odaklanmaya çalışıyorum,gülesim geliyor içime atıyorum falan filan.Baştan sona eziyet yani ama ne anı yaratmışım adama doğarak anlat anlat doyamıyor! heyt be!:) Neyse bayramı kafamıza kafamıza çakıp tatlımızı yiyip daha gidecek çok yerimiz var  hahohao deyip bizde çıkıyoruz oradan ;)

Böyle yani bayramlar şu yaşım için belki ileride daha değişik şeyler katabilir ama bayram anlayışını tatil olarak görmeye başladığı için herkes belki zamanla yok olup gidecek diye düşünmüyor da değilim belki iş hayatına girince bana da öyle olur kim bilir.

Herkese iyi bayramlar..

6 Eylül 2010 Pazartesi

İtiraf Ediyorum!

Bazen kızlarla pek uyuşamadığımı düşünüyorum! 
Hatta tanımadığım kızlardan da nefret ediyorum -bu konu çok derin- ama kızlar bana göre değilmiş gibi geliyorlar hemen hemen hepsi çok fazla hassaslar çok çıt kırıldımlar.Dedikodu yapmaya bayılıyorlar saatlerce saç renklerinden istenmeyen tüylerinden bahsediyorlar.O bana böyle dedi ben ona şöyle dedim o esnada böyle oldu falan filan derken çok fazla ayrıntıya anlatıyorlar herkesin özel hayatını merak ediyorlar.Mesela ben magazin izlemekten nefret ederim kızlar bütün magazin olaylarına hakim o bunun sevgilisi bu şunla şu kadar sene önce beraberdi falan ayrıca gazete alıp önce magazin ekini okuyan kızlar var birde bense önce ilk sayfaya göz gezdiririm sonra normal bir Türk olarak tersten okurum gazeteyi.
Tamam her kız alışverişi sever bende severim ama aşırı kararsız kızdan nefret ediyorum hiç alakam olmayan bir tarzda yanıma süper beğeni ifadesiyle gelip -bu nasııııııııl? diyorlar -e iğrenç! ama o bunu duymak istemiyor ki!Sonra bitmek bilmeyen yorumlar.
Kızlar birbirini kıskanır!Evet en yakın arkadaşı bile olsa diğerinin göğüsleri ondan daha güzel,onun bacakları daha uzun,bunun vücudu daha şekilli  diye içten içe kıskançlık beslerler.Halbuki sana ne?Yani o benim arkadaşımsa beraber dikkat çekme şansımız daha yüksek olmaz mı?Olur.Oh mis temiz iş!
He bir de açıkçası erkeklerin muhabbetini daha çok seviyorum her konuda daha eğlenceliler kızlarda espri yeteneği çok kısıtlı.Ayrıca iddia ediyorum güldüren kızlarda mutlaka bir erkeksilik vardır!Bunu o düşündüğünüz anlamda söylemiyorum ama benim gibi mesela ya futboldan anlıyordur,ya bilgisayar oyunlarını seviyordur o tarz şeyler işte.

                                        
Bu paragrafı kızlar için yazıyorum;

Eğer bir erkek okursan;
Ben bunca yıldır kızım ben bile o kadar korkuyorum ki kızlardan.Gerçekten üzülüyorum sizlere.Kızlar çok fenalar.Mesela o sizi kıskandırmak için yaptıkları filan hepsi düzmece!Yemeyin! hatta öyle bir laf söyleyin ki yapmasınlar artık bu numaraları yani örnek veriyorum: ayrıldıysanız düzmece çok mutluyum ahahaha tripleriyle gezerler eğer facebookda arkadaşlarıyla konuşmaları varsa hepsi ayarlanmış -sen şunu yaz taam mı? -ben de bunu dicem taaam mı? şeklinde ki konuşmaların ürünü.Daha neler neler..Hepsi bende.Uyanın artık!


Böyle yani hal vaziyet kötü benden söylemesi.Bu konuda daha uzun yazılar yazabilirim ama şimdilik ben az söylerim siz çok anlayın.Ama lütfen artık değişin.!Sevgiler...

5 Eylül 2010 Pazar

Koşun Koşun Bir Tespitim VAR!

Tespit : Sosyal Yalnız

Bazıları facebookda ilişkisi var yapar ve kimse beğenmez 
bu o'
yorum yapmaz ya işte o insanlardır sanal ortamda bile destek bulamayan.Sosyal yalnızdır benim gözümde o.Halbuki çok basittir sanal hayatta yaşam yani 10 sene önce gördüğün insan bile söz sahibi olabilir senin hayatında.Yolda görse selam vermez ama canım vah vah çok üzüldüm diyebilir rahat, yapmacık ve anlam veremediğim tavrıyla  ya da  beğenebilir tanımadığın bir insanla ilişki içerisinde yazan yazıyı tebrikler saçabilir çok sevindiğini göstererek.Bazen de tam tersi olur doğum günlerinde mesela sadece 2 3 kişinin duvarına yazdığını gördüğüm arkadaşlarım için konuşuyorum belki kimse önemsemiyor oradaki duvarı herkes gerçek hayatta aşırı mutlu ediyor seni ama işte bana sanki sosyal yalnızmışsın gibi geliyor doğum gününü kutlamak kadar basit bir eylemi bile yapmıyor senin kişi listende ki  arkadaşların.Oysa her şeye abur cubur konuşup yorum yağdıran zihniyet dolu facebookta ama İnsanı mutlu edecek özel gününde yok.Burada bir adeletsizlik olsa gerek.Neyse işte böyle garip durumlar tespit ediyorum aklıma takılıyor yani  söylemek istediğim şu; sen ki sosyal ağda sosyalleşmeye çalışan insan ne yalnız kal ne de böyle yapmacık sosyal ol..! yap bir şeyler işte ortasını bul!
insanları çözemediğim anlar bunlar!

2 Eylül 2010 Perşembe

Benim Günüm 29'Ağustos!

      
       Sanırım kendimi özel hissetmeyi çok seviyorum ve bana özel hissettiren şeylerin  başında doğum günüm gelir..Yaz çocuğu olmam her zaman dezavantaj olmuştur bana her doğum günümde isyan etmişimdir.Çünkü kışın arkadaşlık ilişkileri okul münasebetiyle daha sıkıdır ama yaz olunca herkes bir yerlerdedir bir parti verecek olsan toplanmak çok zordur.Bu yüzden yarı buruk geçer benim doğum günlerim.Gerçi her zaman kemik tayfa yanımdadır ama heyooo çılgın bir doğum günü partisi tadında organizasyonlardan uzak kalmışımdır istemeyerek.Neyse bunlar hiç sorun değil de birde şu iki senedir de ramazana denk geliyor doğumum yani biraz huzursuzluk oluyor içimde :/ Anlatıyorum;
Ben hep 28 ağustos geceleri başlarım zaman tutmaya doğum günüme şu kadar kaldı diye.Bu seferkinde gün boyu hiç uyumamıştım akşam 7 8 gibi ağırlık çöktü bana artık dayanamadım uykusuzluğa bıraksanız sabaha bağlarım öyle uykum var ama kalktım 10 gibi doğum günüm ya heyecan doluyum.:) kalktım ama saat geçmiyor ki sonunda 11.30 oldu dedim ablama 'hadi çıkalım dışarı abla benim doğum günüm olacak!'O da bana uydu hayret edilesi bir şekilde.5 dakikada hazırlanıp düştük yollara.Caddeye gidelim dedik maalesef saat ilerliyor biz caddede trafikteyiz az sövmedim insanlara yahu sen 28 ağustos günü akşamın 12sinde ne arıyorsun yolda.Herkesler dışarıdaymış meğerse trafik milim milim ilerliyor gecenin o saattin de.Neyse dışarıda bir arkadaşım vardı haber verdim onu da aldık aramıza  Bağcılardan o arada bir de kaybolduk onu bulucağız diye.Saat 1e geliyordu sanırım benim doğum günüm oldu yani!Sağ olsun arkadaşlar beklemiş ilk dakikalarda başladılar kutlamaya mesajlar geliyor arıyorlar filan benden mutlusu yok doğum günüm diye kendimi aşırı eğlenmek zorunda hissediyordum yine neyse müzikli bir ortamdı eğlendik de sabah uyanmam benim için fiyaskoydu.Ama bunlardan bahsetmeyeceğim..
Akşam asıl doğum günü kutlamam vardı önceki günden hazırdı giyeceklerim arkadaşlarımla beraber gittik doğum günümü kutlayacağımız mekana bir güzel pastamı üfledim dileğimi diledim bana balonda aldı sevdiğim insanlar koluma takıp gezdim doğum günü çocukları gibi ve çok güzel eğlendim o gün mutluluğumu bozacak bir kaç küçük ayrıntı eklenmişti aslında ama görmezden gelmeye o kadar alışmıştım ki yine aynı şeyi yaptım geçti gitti.Eve dönme saati geldiğinde arkadaşları evine bırakmak için girdiğimiz yolda polise yakalandık -polislerden nefret ediyorum-adam tam bir sorunluydu bence kimlik kontrolü ceza kesme muhabbetleri falan derken oda geçti o esnada bizim duruşumuz konuşmalarımız ayrı bir sitcom a konu olabilir aslında :)

Kısacası güzel bir gündü büyüdüğümü artık doğum günlerimde dahada hisseder oldum bir önceki ile farkı neydi diye soracak olursanız.Artık daha iyi düşünebiliyorum sanırım yani doğruyu,yanlışı,oluru,olmazı,iyiyi kötüyü ayırt edebiliyorum önceden de ayırt ediyordum ama duygularımı karıştırıyordum işin içine şimdi biraz daha akıllandım sanırım mantıkta katıyorum fikirlerime.Bir de bakış açımda değişmeler oldu insanları artık göründüğü gibi bilmiyorum ayrıca söylediklerine sorgusuz sualsiz inanmıyorum kolay kolay güvenmiyorum v.s..büyümek budur sanırım değil mi?Ya da aslında ben buna tecrübe de diyorum.

Bu arada belli etmesem de yine bir  burukluk vardı içimde çünkü  4 5 senedir aynı dileği diliyorum bu benim için gerçekten anlamlı bir şey ama tam olacak derken yine gerçekleşmedi baktım olmuyor  bu sefer bende yanına yeni şeyler ekledim.Seneye yine umutluyum yaşayıp görelim..Nice güzel yaşlara tüm sevdiklerimle beraber!

Not:Evet o benim balonum!:)

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Ayrıntıda Gizli

            
          'Sevgi sabırlıdır, sevgi şefkatlidir. Sevgi kıskanmaz, övünmez, böbürlenmez.

Sevgi kaba davranmaz, kendi çıkarını aramaz, kolay kolay öfkelenmez, kötülüğün hesabını tutmaz.
Sevgi haksızlığa sevinmez, gerçek olanla sevinir.
Sevgi her şeye katlanır, her şeye inanır, her şeyi umut eder, her şeye dayanır.
Sevgi asla son bulmaz.'


     İncil'de sevgiden böyle bahsedilmiş.Ben bunu dizi izlerken bir replik de duydum dikkatimi çekti.Hepimizin inanmak istediği şeydi bu aslında.Kutsal kitaplarda da yazan buydu.Üzerinde düşündüğümde evet dedim gerçekten böyle ve böyle olan sevgi sevgidir. Yani herkesçe budur değil mi sevgi?Ama tabi istediğim şey yağmurun yağıp ıslatmaması gibi imkansız.
Bildiğimiz halde hangimiz sevgimize bunlardan yeterince katabiliyoruz ki? Yada bunlardan bazılarını katabildiğimiz,sevgimize biryandan, nefret, ihanet, ihanet, yalan, saygısızlık, kabalık,kötülük,iki yüzlülük, çıkar, tahammülsüzlük katmıyor muyuz?İçine ediyoruz işte her şeyin kavramların anlamlarını değiştiriyor ama farkına varmıyoruz.Bize kalanlarla yetinmeye çalışıyoruz ama bunlar eksildikçe bizden de bir şeyler eksiliyor.Kendimiz avutmaktan başka çaremiz yok ve her gün yaşadığımız bu hayatta hikayemizin herkesten farklı olduğunu düşünmekten de.Ama başka bir açıdan bakacak olursak sevgi bize yetinmeyi öğretti! Yani İncil'de geçen o tanımlamalardan hepsine birden sahip olamasak da aralarından seçmek zorunda bırakıldığımız  bir kaç güzel ifadeyi katabildik sevgimize.Ve o zaman anladık ki 'Sevgi yetinmekmiş.'


NoT:Bu konuda daha fazla konuşabilirdim ama ağzımdan çıkacaklar zamanla isyana dönüşecek diye korkuyorum ama neyse ki bana birde bunu öğretti sevgi;Sus!